Kulak kiri olarak adlandırılan birikinti aslında kulak kanalının yağlı tutulması için gerekli olan normal kulak akıntılarının birikmesi sonucu olur. Normalde herhangi bir temizlenmeye gerek kalmadan bu yağlı akıntı dışkulak yolundan dışarıya atılır. Ancak dar kanal, aşırı kıllanma, fazla sekresyon veya infeksiyon gibi bir nedenle bu akıntılar birikir ve bir tıkaç oluşturarak işitmeyi engelleyebilir. Zamanla ağrıya neden olabilir. Son zamanlarda tıkaç oluşmasının en büyük nedeni kişilerin kulak temizliği için pamuklu kulak çubuklarını kullanmasıdır. Bu tıkaç mikroskop altında bir aletle veya bir aspiratörle emilerek çıkartılır. Kulak irrigasyonu (yıkanması) da bir diğer yöntemdir. Özellikle hassas kişilerde ve çocuklarda tercih edilir. Yıkanmadan sonra daha fazla kir birikeceği yada bunun bir alışkanlık yaratacağı inancının bilimsel bir temeli yoktur.

Yüksek sesin işitme üzerine kötü etkisi bilinen bir gerçektir. İşitmenin bozulması için hergün 6-7 saat süreyle 90 dB den daha yüksek bir sese maruz almak gerekir. Walkman gibi müzik araçlarıyla bunun gerçekleşmesi zor görünse de yinede uzun süre ve yüksek volümle dinlenilmesi zarar verebilir. Özellikle yüksek sesli müzik yapan müzisyenler ve DJ ler risk altındadırlar. Ayrıca kulak kanalına takılan küçük kulaklıkların dışkulak yolunda infeksiyon yapma riski de vardır.

Kulak kiri varlığında bu termometrelerin vereceği sonuç değişmez. Ancak bir orta kulak infeksiyonu ve özellikle akıntı varsa sonuç etkilenebilir.

Kulak zarındaki delinme ve sürekli iltihaplı akıntı ile karakterize kronik ortakulak infeksiyonları tehlikeli hale gelebilir. İnfeksiyon ortakulak ve çevresindeki kemikleri eriterek kafa içine yayılarak beyin apselerine ve diğer ciddi infeksiyonlara neden olabilir. Bu durumda acil olarak bir cerrahi tedavi gerekebilir.

Genellikle yapılan hata bebeklerde işitme kaybının belli bir yaşa gelinceye kadar anlaşılamayacağı veya anlaşılırsa tedavinin veya işitme cihazının belli bir yaştan sonra kullanılabileceği düşüncesidir. Gelişmiş yöntemlerle yenidoğanların bile işitme düzeyleri ölçülebilmektedir. Çocukların konuşmaya başlama yaşı olan 2 yaşından önce mutlaka gerekli tedavi yapılmalıdır. Bu dönemden sonra yapılan uygulamaların başarı şansı daha azdır.

* Anne hamilelik sırasında kızamıkçık, viral bir enfeksiyon ve grip geçirmiş, alkollü içecek tüketmişse,
* Doğum ağırlığı 1600 gramdan düşükse,
* Doğumda sarılığı olmuş ve kan değişimi uygulanmışsa,
* Herhangi bir hastalık nedeniyle yeni doğan yoğun bakım ünitesinde beş günden fazla kalmışsa,
* Özellikle ilk bir ayda damardan iğne ile antibiyotik almışsa,
* Menenjit geçirmişse,
* Ailede erken yaşlarda başlamış kalıcı veya ilerleyen işitme kayıplı kişiler varsa
* Kulaktan kanamanın olduğu veya olmadığı kafa travması,kaza geçirmişse,
* 3 aydan fazla süren, kulakta sıvının olduğu tekrarlayan kulak enfeksiyonu varsa,
* Doğumdan 6 aya kadar; beklenmedik yüksek sesli gürültülerle irkilmiyor, hareket etmiyor, ağlamıyor veya her hangi bir şekilde tepki vermiyor, yüksek sesli gürültülerle uyanmıyor, kendiliğinden sesleri taklit etmiyor, sadece sesle sakinleştirilemiyor ve başını sese doğru çevirmiyorsa
* 12 aya kadar; sorulduğunda tanıdık kişi veya eşyaları gösteremiyor, konuşma sesi çıkarmıyor, “el salla” ”elini çırp” gibi basit sözleri yalnız dinlemekle anlamıyorsa,
* 24 aya kadar; hafif bir sesle ilk seslenişte doğru yöne dönmüyor, çevreden gelen seslere duyarsız, ilk seslenişte sese cevap vermiyor veya sesin nereden geldiğini anlayamıyorsa, tanıdık insanlar ve evde çevresindekiler için basit kelimeleri kullanmaya yada taklit etmeye başlamadıysa,

Yukarıdaki göstergelerden bir veya daha fazlası varsa, veya çocuğunuzun normal duymadığından şüpheleniyorsanız kulak muayenesi ve işitme testi gerekir. Bu herhangi bir yaşta, doğumdan hemen sonra bile yapılabilir. Bilgisayarlı işitme taramaları ile yeni doğanlarda işitmeyi taramayı mümkün kılar. Bu testler anne, baba veya çocuğun fark etmediği hafif işitme kayıplarını bile ortaya koyabilir. Tek kulaktaki bir kayıp bu yolla saptanabilir. Böyle bir kayıp, hafif bile olsa konuşma ve lisanı etkileyebilir. İşitme kaybı kulak kiri veya kulakta sıvı birikmesinden bile kaynaklanabilir. Bu tipte işitme kaybı olan birçok çocuğun işitmesi ilaç tedavisi veya küçük bir cerrahiyle düzeltilebilir. Bazı çocuklarda değişik seviyelerde kalıcı işitme kayıpları vardır. Erken teşhis, erken tedavi, işitme cihazı uygulanması ve özel eğitim programlarına erken başlamak, çocuğun mevcut işitmesini en yüksek seviyeye getirmeye yardımcı olur.

Yukarıdaki göstergelerden bir veya daha fazlası varsa, veya çocuğunuzun normal duymadığından şüpheleniyorsanız kulak muayenesi ve işitme testi gerekir. Bu herhangi bir yaşta, doğumdan hemen sonra bile yapılabilir. Bilgisayarlı işitme taramaları ile yeni doğanlarda işitmeyi taramayı mümkün kılar. Bu testler anne, baba veya çocuğun fark etmediği hafif işitme kayıplarını bile ortaya koyabilir. Tek kulaktaki bir kayıp bu yolla saptanabilir. Böyle bir kayıp, hafif bile olsa konuşma ve lisanı etkileyebilir. İşitme kaybı kulak kiri veya kulakta sıvı birikmesinden bile kaynaklanabilir. Bu tipte işitme kaybı olan birçok çocuğun işitmesi ilaç tedavisi veya küçük bir cerrahiyle düzeltilebilir. Bazı çocuklarda değişik seviyelerde kalıcı işitme kayıpları vardır. Erken teşhis, erken tedavi, işitme cihazı uygulanması ve özel eğitim programlarına erken başlamak, çocuğun mevcut işitmesini en yüksek seviyeye getirmeye yardımcı olur.

Travmaya bağlı kulak zarı yırtılmaları (zar perforasyonları) herhangi bir enfeksiyon eklenmezse büyük oranda kendiliğinden iyileşebilmektedir. Ancak bir KBB uzmanı bu iyileşmenin düzgün ve çabuk olabilmesi için basit girişimler yapmaktadır. Travmayı takip eden ilk 24-48 saatte başvurmanız tedavi olasılığını yükseltir.

İşitme kayıplarının en sık nedenlerinden olan kulak buşonu yaklaşık 30-40 decibel civarında bir işitme kaybına yol açabilir.

Ani gelişen yüz felcinin en sık nedeni Bell paralizisi adı verilen ve nedeni tam olarak bilinmeyen bir hastalıktır. Ancak özellikle ortakulak infeksiyonları sonrasında da yüz felci gelişebilmektedir. Bu nedenle bu hastaları ilk görecek ve tedavisini üstlenecek hekim bir KBB Uzmanıdır. Yüz felci geçirdiğini anlayan veya bu tanı konulan hasta hemen bir KBB uzmanı tarafından görülmelidir. Aktif ve hızlı tedavi hastalığın sonuçları açısından çok önemlidir. KBB hekimi gerekli ilaç tedavisini veya cerrahi bir müdahaleyi acilen yapmalıdır.

Birçok antibiyotik ( streptomisin vs..) ve diğer bazı ilaçlar işitme kaybına neden olabilmektedir. Herhangi bir ilaç kullanımında baş dönmesi ve kulak çınlaması şikayetlerinin ortaya çıkması durumunda hemen doktorunuzu bilgilendirmeniz gerekir. Eğer bir işitme kaybı söz konusuysa ilacın erken kesilmesi kalıcı işitme kaybının oluşmasını engeller.

Pozisyonel vertigo baş dönmesinin en sık nedenlerinden biridir. Birden başlayan ve başı çevirmekle şiddetli baş dönmesine neden olan bu problemde sebep içkulaktaki denge kanallarında bulunan otolit ( denge taşı ) lerin hareket ederek denge sistemini uyarmasıdır. Tanı konulunca baş ve vücuda bazı hareketler yaptırarak tedavi sağlanır.

Yarım daire kanalları dediğimiz denge organı iç kulakta salyangoz denilen işitme organının yanında yer alır. Baş dönmelerinin çoğu buradaki denge organının hastalıklarına bağlıdır. Dengemizi sağlayan bu merkezin iç kulakta olması baş dönmesi olan hastaların KBB uzmanına da başvurmasının uygun olduğunu göstermektedir.İç kulakta işitme ve denge merkezinin yan yana olması nedeniyle bazı hastalıklarda baş dönmesi şikayeti yanında işitmeyle ilgili çınlama, uğultu,kulak ağrısı, geçici veya kalıcı işitme kaybı da olabilir.

Yaşlılığa bağlı olarak değişik yaşlarda ortaya çıkan işitme bozukluklarına **Presbiakuzi** denilmektedir.
Bu tür işitme bozuklukları iç kulaktan kaynaklanmaktadır.Kalın tondaki seslerden daha çok ince tonlardaki seslerde kayıp görülmekte ve bu nedenle işitme azlığı yanında konuşmanın anlaşılmasında güçlük oluşmaktadır.

Burun içinde burun salgılarını sağlayan bezleri bulunduran etler vardır. Bunlar alerji, kronik infeksiyonlar veya diğer başka nedenlerle büyüyüp burun geçişini daraltarak burun tıkanıklığına neden olabilir. Bunların kesilerek tamamen çıkartılması burun çalışma mekanizmasını bozarak düzeltilemez şikayetlere neden olur. Ancak modern yöntemlerle küçültülüp şekil verilerek sorunun önüne geçilebilir.

Alerjik rinit (nezle) si olan hastalarda bir septum deviasyonu varlığı şikayetlerin artmasına neden olacaktır. Ayrıca tedavide kullanılan sprey tarzı ilaçların hedef bölgeye ulaşmasını da önleyecektir. Eğriliklerin düzeltilmesi sonucunda burun tıkanıklığı azaltılarak daha rahat bir yaşam sağlanır ve tedavi alerji üzerinde yoğunlaştırılabilir. Ayrıca bu hastalarda ameliyat esnasında burun eti küçültüleceği için hastamız oldukça rahatlayacaktır.

Burun tıkanıklığını gidermek için kullanılan burun damlaları başlangıçta burundan nefes almayı kolaylaştırırsa da daha sonra ters etki yaparak burun fizyolojisinin bozulmasına neden olur. Bu nedenle 5 günden fazla kullanılması sakıncalıdır. Ancak bazı kişilerde alışkanlık haline gelmiştir ve bırakılması güç olabilir. Ancak kullanma nedeni giderilirse bu alışkanlıktan vazgeçilebilir.

Burun kanamalarının büyük kısmını oluşturan basit kanamalar ön bölgeden olan kanamalardır. Burunu soğuk su ile yıkadıktan sonra burunun iki parmakla dışarıdan bir müddet sıkılması ile kanama durabilir. Bu sırada hasta arkaya değil öne eğilmelidir. Durmayan kanamalarda bir burun damlası veya oksijenli su emdirilmiş bir pamuk kanama tarafına konulabilir. Bu önlemlerle durdurulamayan şiddetli kanamalara mutlaka bir KBB uzmanı tarafından müdahale edilmelidir.

Genel görüş yüz kemiklerinin gelişmesini tamamladığı 18 yaşı beklemektir. Ancak daha küçüklerdeki ileri derecedeki deviasyonlarda kemik yapı korunarak ve özel bir teknikle erken yaşlarda da yapılabilir.

Rinoplasti (estetik burun cerrahisi) ameliyatı hem KBB hem de plastik cerrahlar tarafından başarıyla uygulanmaktadır. Bireysel olarak cerrahın deneyim ve becerisi çok önemlidir.

Burun polipi bir mukoza hastalığıdır ve tedavisinde altında yatan alerji gibi nedenler iyi değerlendirilmelidir. Erken dönemlerde ilaç tedavisiyle başarılı sonuçlar alınırken ilerlemiş poliplerde cerrahi tedavi (fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi) gereklidir. Ameliyata karşın poliplerin tekrar etmesinde en büyük etkenler doğru tanı konulamaması, sadece poliplerin alınması gibi yetersiz cerrahi teknikler kullanılması, ameliyat sonrası ilaç desteğinin ihmal edilmesi ve kontrollerin yetersiz kalmasıdır. Ancak bazı inatçı vakalarda en iyi takip ve tedaviye karşın tekrarlar yine de görülebilmektedir.

Bazı septum cerrahisi ameliyatlarından sonra septumda delik oluşabilmektedir. Seyrek görülmeyen bu komplikasyon (septal perforasyon) delik küçük olduğunda başarı ile düzeltilebilir. Ancak büyük deliklerin kapatılma şansı azdır ve burun fizyolojisinin bozulmasına neden olur. Bu durumda burunda kanama akıntı ve kabuklanma gibi müzmin şikayetler ortaya çıkar. Cerrahi ile düzeltilemeyen durumlarda silikon bir materyal septal buton) yakınmaların azalmasını sağlayabilir.

Yüze gelen travmalarda en çok hasar gören kemik burun kemiğidir. Burun kemiğine önden veya yandan darbe gelebilir. Kırılma daha çok yandan gelen darbeler sonucu olur. Burun kırığı bazen kemiğin yer değiştirmesine neden olmadan hafif bir çatlakla kendini göstermesine rağmen, şiddetli travmalarda kemikte çok parçalı ve çökmelerin olduğu kırıklar gelişebilir. Burun kırığı ile beraber diğer yüz kemiklerinde de kırıklar oluşabilir.

Şiddetli, uzun süren sık veya tekrarlayan boğaz ağrısı, eklem ve kulaklarda ağrı, nefes almada, yutmada, ağız açmada güçlük, 38 derecenin üzerinde yüksek ateş, boyunda şişlik, İki haftadan uzun süren ses kısıklığı vb. varsa doktora gidilmelidir.

Bademcik (tonsil) ve geniz eti (adenoid), dil kökü bademciği ile birlikte boğazdaki Waldeyer halkasının parçalarıdır.

Bağışıklık sisteminin elemanları olan B-lenfositlerinin üretiminde rol oynarlar. Tonsiller ve adenoid dokusu gebeliğin ilk aylarında oluşmaya başlar. Bademcikler ve. Geniz eti doğumdan yaklaşık 6 ay sonra çeşitli uyarılarla hızla büyür. Özellikle 4–5 yaşlarında maksimum büyüklüğe ulaşır. 8–10 yaşlarından sonra aktivasyonu azalır ve küçülmeye başlar ergenlik dönemine kadar bu durum devam eder. Bademcik ve geniz eti yaşamın ilk yıllarında daha önemlidir(5 yaşına kadar).

İçerisinde, özellikle diş etleri ve sert damak üzerinde de görülebilirler. Uçukların çoğu ağrılıdır. Ağrı, uçuklar çıkmadan birkaç gün önce başlayabilir. Uçuklar birkaç saat içerisinde patlayarak kabuk bağlarlar. 7 ile 10 gün içerisinde iyileşir.

**Herpes simpleks** olarak isimlendirilen bir virüs tarafından oluşturulurlar. Stres, ateş, kaza, hormon değişiklikleri ve güneşe maruz kalma uçuk oluşumunu artırır. Elle yada direk temasla kendi göz ve genital bölgeye yayılabileceği gibi diğer insanlara da bulaşabilir.

Dil, yumuşak damak, dudak ve yanak içerisinde oluşan küçük, yüzeysel beyaz renkli , kenarları kırmızı yuvarlak ülserlerdir. Oldukça ağrılıdır.

Yutma işleminin herhangi bir safhasındaki bozukluk, buna yol açabilir. Bozuk dişler, kötü diş protezleri, soğuk algınlığından dolayı oluşabilir. Yutma güçlüğünün en sık sebeplerinden biri, gıdaların, mideden yemek borusuna geri kaçmalarıdır (gastroözofajeal reflü). Bu durumda, asitli mide muhtevası yemek borusundan farenkse (boğaz gerisi) gelir ve yanma hissi yaratır. Diğer sebepler: Felç, ilerleyici sinir sistemi bozuklukları, trakeostomi tüpünün varlığı, felçli veya hareketsiz ses teli, ağız, boğaz veya yemek borusu tümörü, baş, boyun ve yemek borusu bölgesi operasyonlarıdır.

Yutma bozukluklarının belirtileri

  • Tükürüğü, katı ve sıvı gıdaları yutarken boğaz veya göğüste takıntı hissi ,bazen ağrı
  • Boğaz ve göğüste yanma, acıma (özellikle reflü varlığında)
  • Sıvı ve katı gıdaların nefes borusuna kaçması, öksürük ve boğulma hissi
  • Boğazda yabancı cisim veya kitle hissi
  • Salya akması
  • Uzun süreli ağır yutma güçlüğünde yetersiz beslenme ve kilo kaybı

Yutma Bozukluklarını Kim Değerlendirir ve Tedavi Eder?

Yutma bozukluklarında kulak, burun, boğaz, baş ve boyun cerrahisi uzmanları yanında, ihtiyaca göre konuşma ve dil uzmanları, gastroenteroloji uzmanları, göğüs cerrahları, nöroloji uzmanları, diyetisyenler ve diş hekimleri muayene etmelidir. Genellikle bu şekilde grup çalışması daha başarılı sonuç verir.

Bademcik ameliyatını geç yaşlara bırakmak uygun değildir. Sorunun en fazla olduğu yaşlar 3-12 yaşlar arasıdır. Olabilecek hasarların önüne geçmek için erken yaşlarda karar verip uygulamak gerekir.

Bademcik yapısı olarak içerisinde girintiler vardır. Bu girintilerde doku ve bakteri artıklarının birikmesi ve sıkışması sonucu tonsil taşı denilen durum oluşur. Kötü ağız kokusuna neden olması dışında zararlı değildir. Ağız temizliği ve gargara bir yöntemdir. Kokunun büyük sorun olduğu durumlarda bademciğin çıkartılması (tonsillektomi) operasyonu yapılabilir.

Genellikle çok büyük sorun teşkil etmeyen kıllı dil, dildeki normal çıkıntıların uzamasıyla oluşur. Zaman içerisinde bakteri ve mantar yerleşmesiyle siyah bir hal alabilir. İyi bir ağız temizliği ve dilin fırçalanmasıyla sorun halledilebilir. Dil üzerinde yarıkların olması ise çoğunlukla önemli değildir. Başka bulgular yoksa herhangi bir tedavi gerekmez.

Farenjitte sıkılıkla kuruluk ve koyulaşmış akıntı vardır. Tuzlu su hem kuruluğu giderir hem de birikmiş akıntıların temizlenmesine yardımcı olur. Ayrıca az miktarda antibakteriel özelliği de vardır.

Özellikle menopoz dönemindeki kadınlar tarafından sık kullanılan kalsiyumun tükürük taşları oluşumuna bir etkisi yoktur. Tükürük taşı oluşması için öncelikle tükürük salgısının azalıp koyulaşması ve akım hızının engelleme nedeniyle azalması gerekir. Bol su içmek ve tükürük salgısını arttıran bazı ilaçlar kullanmak oluşumunu ve tekrarlanmasını engellemektedir.

Tüm ağız içerisinde yanma hissi eğer diyabet veya ağız infeksiyonu gibi bir hastalık yoksa etkili bir tedavisi olmayan bir durumdur. Özellikle yaşlılarda ve menopozdaki kadınlarda görülen bu şikayette B vitamini eksikliği ve anemi araştırılmalıdır. Neden bulunamayan hastalarda antidepresif ilaçlar faydalı olabilmektedir.

Tonsiller ve adenoid dokuları da vücut savunma mekanizmalarında rol oynayan lenfoid dokulardır. Ancak aynı bölgede bu dokulardan yeter miktarda bulunur ve ameliyat sonrası bir eksiklik oluşmaz. Ayrıca infekte adenoid ve tonsiller başlıca infeksiyon kaynağıdır ve bol miktarda mikroorganizma taşıyabilirler.

En sık neden özellikle yaşlı hastalarda kullanılan ilaçlardır. Yaşlılarda kullanılan hipertansiyon ilaçları gibi bazı ilaçlar ağız kuruluğuna neden olmaktadır.Ayrıca şeker hastalığı , safra kesesi rahatsızlıkları gibi sistemik hastalıklar ağız kuruluğuna neden olabilir.Burun tıkanıklığı önemli ağız kuruluğu nedenlerindendir.

Birçok cerrah farklı zamanlarda yapmaktaysa da 18-24 aylar arası en uygun zaman olarak kabul görmektedir.

Ameliyatın kışın daha fazla yapılması şart değildir. Ancak eski zamanlarda çocuk felci salgınlarının yazın fazla görülmesi nedeniyle böyle bir alışkanlık yerleşmiştir. Bugün kullandığımız kanama kontrolü teknikleriyle hava sıcaklığı kanama riskini arttırmaz. Ancak çok sıcak bir havada ameliyat olmanın ameliyat sonrası dönemde sıkıntıları arttırdığı da bir gerçektir.

Hem anne hem de baba alerjikse çocukların %50 oranında alerjik olma riski vardır. Ebeveynlerden bir tanesinde alerji varsa olasılık %30 civarındadır.

Her kanserde olduğu gibi erken tanı çok önemlidir. 15 günden uzun süren ses kısıklıkları mutlaka KBB hekimi tarafından görülmelidir. Erken dönem kanserlerde tedavi şansı %90 ın üzerindedir. İlerlemiş tümörlerde bile cerrahi tedavi ile birleştirilen diğer tedavi yöntemleriyle başarı şansı diğer bölge tümörlerine göre çok daha yüksektir.

Aşı, önceki yıllarda en sık karşılaşılan ve istatistiksel olarak bu yılda sık enfeksiyon yapması beklenen virüs tiplerine karşı, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerileri doğrultusunda hazırlanmaktadır.

Bazı durumlarda öldürücü bile olabilen gripten korunmanın tek yolu aşının yararlı olması için salgın başlamadan önce yapılması gerekir.

Her yıl Ekim-Kasım aylarında tek doz şeklinde yapılmalıdır. Aşı ile koruyuculuk sağlıklı kişilerde %80*lere varmaktadır; yaş ilerledikçe koruyuculuk %50-60*lara inmekle birlikte hastalığın hafif geçirilmesi sağlanmaktadır.

*65 yaş üstündekiler 10 yaş altı çocuklar,
*İlk 3 ayından sonra hamileler,
*Kalabalık ortamlarda birbirine yakın çalışan iş arkadaşları,
*Sağlık çalışanları, öğretmenler, öğrenciler, askerler,
*Astım, şeker ve kronik kalp , solunum yolu,karaciğer, böbrek hastalığı olanlar
*Bağışıklık sistemi zayıf olanlar,
*Hac ve umreye gidenler grip için yüksek risk grubunda bulunuyor.

Aşı, embriyonlu yumurta kesesinden elde edilmektedir; bu nedenle yumurta allerjisi olanlar kullanmamalıdır.
Aşı sonrası nadiren, hafif geçen, nezle benzeri bir tablo oluşabilir. Aşı yerinde kızarıklık ısı artışı, hafif ateş kas ağrıları, kırıklık hissi olabilir, 1-2 günde düzelir.

Bebeğin anne karnında ilaçların yan etkilerine en hassas olduğu dönem bebeğin organlarının oluştuğu hamileliğin ilk üç ayıdır. İlk üç aydan sonra da daha az oranda istenmeyen etkiler gelişebilir. Bu nedenle hamilelikte kullanacağınız her ilacı mutlaka doktorunuza danışınız. Deneysel çalışma olmamasına rağmen, birçok ilacın hamilelerde kullanılıp bir sorun yaratmadığı gözlenmiştir. Hamilelikte verilen ilaç tedavileri mutlaka kullanılmalıdır Çok sık yapılan bir hata da doktorun verdiği ilacı zararlı olabilir diye kullanmamaktır.

Kirli hava ve sigara, sesin uzun süre, aşırı yüksek tonda veya uygun olmayan bir şekilde kullanılması, reflü dediğimiz asitli mide sıvısının yemek borusundan yukarı çıkarak ses tellerini tahriş etmesi ve gırtlak kanseri ses kısıklığının önemli ve sık rastlanan nedenleridir.

Alerji, tiroid problemleri (guatr), nörolojik problemler, yaşlılık, ses telleri bölgesine travma, kadınlarda âdet dönemleri ve hamilelikte ses değişikliklerine ve kısılmalarına sebep olabilir.

Daha çok soğuk algınlığı ve nezle gibi hastalıklarla birlikte yeni oluşmuş ses kısıklığı, aile doktoru, çocuk doktoru veya dahiliye uzmanı tarafından değerlendirilebilir. Ancak ses kısıklığı, belli bir neden olmadan iki haftadan uzun sürerse,tükrükle kan geliyorsa yutma güçlüğü varsa boyunda şişlik varsa kulak burun boğaz ve baş – boyun hastalıkları uzmanınca değerlendirilmelidir.Muayenede endoskop ve kamera sistemleri yanında stroboskopi denilen ses teli hareketlerini yavaşlatarak gösterebilen sistemler kullanılır. Gereken durumlarda ses terapisi ve konuşma uzmanlarından görüş alınır.

Tedavi, sebebe bağlıdır. Bazı ses kısıklıklarında ses istirahati yeterlidir. Sigara dumanından uzak durulması ve sıvı alınımı faydalıdır.Bazı hastalara gereken ses terapisi yani sesi kullanma tekniğinin belirlenmesi ve ses eğitimi ses terapisi uzmanlarınca yapılır. Ses terapistleri, ses-dil laboratuarında, ses bozukluğu olan kişilere eğitim verir. Seslerini uygun kullanmama ve yüksek sesle konuşma, bağırma gibi kötü alışkanlıkların nasıl düzeltilebileceğini ve tekrarlanmaların nasıl önlenebileceğini gösterir. Ses sanatçılarında ise şan eğitimi sesin korunmasında çok önemlidir.

İlaçla veya terapiyle düzelmeyecek ses hastalıklarında, büyük nodül ve poliplerde microcerrahi yöntemi ile operasyon yapılır.

*Sigara içilmemeli, sigara dumanı bulunan yerlerden uzak durulmalı
*Alkol, kafein gibi vücuda su kaybettiren şeylerden kaçınılmalı
*Bol su veya sulu şeyler, kafein içermeyen içecekler içilmeli
*Evde ve işte hava nemlendirilmeli
*Diyetinize dikkat edilmeli, acılı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durulmalı
*Ses uzun süreli ve zorlayarak kullanılmamalı
*Ses kısık olduğunda aşırı konuşmaktan ve şarkı söylemekten kaçınılmalı (Bu, burkulmuş bir bileğe rağmen yürümek gibidir)

Tiroid, vücuttaki metabolizmayı düzenleyen iç salgı bezlerinden bir tanesidir. Bu bezden tiroid hormonları salgılanarak kana geçer. Tiroid bezi boyun ön bölgesinde, gırtlağın üzerinde bulunur. Birbirine ortadan bağlı iki adet dokudan ibarettir. Normal büyüklükteki bir tiroid bezinin elle hissedilmesi ve gözle farkedilmesi zordur.

Tiroid bezi hastalıkları çok yaygındır. En sık görüleni bezin normalden az veya fazla hormon üretmesidir. Tiroid bezi, yeterli hormon üretemediğinde çok çalışmak zorunda kalarak veya çok hormon ürettiğinde de çok çalıştığı için büyüyebilir. Büyümüş tiroid bezine guatr denilir. Hastalarda yumru veya kitleler olabilir. Bu kitleler iyi veya kötü huylu, yavaş veya ani gelişen türde olabilirler. Bütün bu rahatsızlıklar için hekime danışılmalıdır.

Ülkemizde özellikle Karadeniz bölgesinde guatr hastalığına sık rastlanmaktadır. Tiroid bezinin ailesel olarak normalden yavaş çalışması, iyotun az kullanılmaması ve bu tür tiroid bezini etkileyen kara lahana gibi gıdaların özellikle bu bölgemizde bulunmasındandır.

Tiroiddeki kitle teşhisi için ayrıntılı bir hikaye alınır. Baş ve boyun bölgesi muayene edilir. Yutkunma hareketiniz tiroid kitlesinin diğer kitlelerden ayırt edilmesini kolaylaştıran bir yöntemdir.

Diğer yapılabilecek testler:

*İnce iğne aspirasyon biyopsisi ( kitleden iğne ile sıvı alınıp mikroskop altında incelenir. Bu yöntem güvenli ve ağrısızdır.)
*Tiroid sintigrafisi
*Ultrason ile inceleme
*Bilgisayarlı tomografik inceleme
*Kanda hormon testleri

Tiroid nodüllerinin çoğu iyi huyludur. Genelde ilaçla baskılama yöntemi uygulanır. Bu tedavinin amacı ilaçla nodülünüzün zamanla küçülüp küçülmeyeceğini görmektir. Genellikle 3-6 ay arasında bir iyileşme görülür. İlaçla tedaviye rağmen nodül büyümeye devam ediyorsa operasyon önerilebilir.

Tiroid cerrahisi, tiroid bezinin kısmen veya tamamen çıkartılmasıdır Bazen, özellikle tümör şüphesi olan hastalarda ameliyat sırasında, hızlı bir patolojik inceleme yapılarak ameliyatın şekline, bezin tümüyle çıkarılıp çıkarılmamasına karar verilebilir. Bu durumlar operasyon öncesi hasta ile tartışılmalı ve bilgi verilmelidir.

Operasyon sonrası boyunda bir dren (küçük bir plastik tüp) olabilir. Bu tüp operasyon yerinde kanlı sıvı birikimini önlemek içindir. 1-2 gün içinde sıvı azaldığı zaman çıkartılır. Çoğu hasta bir günde taburcu edilir.

Tiroid operasyonlarından sonra kanama, kısık ses, yutkunmada zorluk, boyun derisinin hissizliği ve düşük kan kalsiyumu gibi yan etkiler olabilir. Bunlar birkaç hafta içinde kaybolur.

Tiroid bezinin tümüyle alındığı hastalarda operasyon sonrası ağızdan hap olarak alınan tiroid hormonları içeren ilaç verilir. Tiroid hormonları böylelikle yerine konulur. Paratiroid bezlerinin etkilenmesine bağlı olarak kanlarında kalsiyumu düşük hastalara kalsiyum verilir.

Sigara, başta solunum sistemi ve kalp-dolaşım sistemi olmak üzere vücudunuzdaki tüm sistemler üzerine etkilidir.
Tüm kanserlerin % 30 unun, akciğer kanserinin ise % 90 ının nedeni sigaradır. Günde 1 paket sigara içen birinde akciğer kanserine yakalanma riski hiç içmeyen birine oranla 20 kat fazladır.

Solunum sistemi hastalıklarından kronik bronşit ve amfizemin em önemli nedeni sigaradır. Sigara akciğerin doğal savunma sistemini de bozduğu için zatürree, bronşit vb. gibi enfeksiyon hastalıkları riskini arttırmaktadır.

İçtiğiniz her sigara sizi ölüme bir adım daha yaklaştırmaktadır!

Sigara içenlerin yaklaşık % 25 i sigara nedeniyle yaşamlarının erken bir döneminde ölmektedirler.
Kronik bronşitten ölüm oranı hiç sigara içmeyenlerde 100 000′de 3 iken, günde 1 paketten fazla sigara içenlerde 100 000′de 114′e çıkmaktadır.

Yapılan bir araştırmaya göre tüm dünyada 1950 – 1975 yılları arasında 10 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmüştür.

Son yıllarda sigara kullanımının yaygınlaşması sonucunda önümüzdeki 5 yılda 10 milyon kişinin sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmesi beklenmektedir.

Yaşam kalitenizi bozmak ister misiniz?

Sigara içenlerde koroner kalp hastalıkları ve hipertansiyon daha sık görülür. Sigara içmekle kalp krizi riskiniz 3 kat artmaktadır.

Sigara içenlerde seks hormonlarının azaldığı ve buna bağlı olarak kısırlık ve iktidarsızlığın arttığı saptanmıştır.

Gebelerde sigara içilmesi ise düşük riskinin artmasına, erken doğuma, doğum tartısının azalmasına yol açar.

Sigara yalnız içene değil pasif içici olarak çevresindekilere özellikle de çocuklara zarar vermektedir.

Vitaminler büyüme, hücrelerin yenilenmesi ve enerji üretimi için zorunlu, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan organik bileşiklerdir.

Vitamin Latince yaşam anlamına gelen vita sözcüğünden kökenini alır.

Mineraller doğal elementlerdir. Mineral tuzları; kaya ve taş parçalarının yıpranması ile toz ve kum haline gelerek toprağa karışırlar. Bitkiler ve bunlarla beslenen hayvanlar aracılığıyla bedenimize ulaşırlar.

Vitamin ve minerallerin çoğu bitkisel ve hayvansal besinler ile dışarıdan alınırlar. Onlarca vitamin ve mineral arasından sadece birkaçı vücutta az miktarda sentez edilebilir ama bu yetersizdir.

Bu yüzden sağlığımız için gerekli olan vitamin ve mineralleri, ya yediğimiz yiyeceklerden veya çeşitli vitamin desteklerinden sağlamamız gerekir.

A vitamini

Kemiklerin büyümesinde, organların gelişmesinde hücre sağlığı ve yenilenmesinde gereklidir. Görme duyusunu güçlendirir.

A vitamini eksikliğinde körlük gelişmesi olasılığının yanısıra, fiziksel ve zihinsel büyümede duraklama, kızamık ve ciddi ishal vakalarında artış görülür.

B vitamini kompleksi

15 e yakın değişik vitaminden oluşan bir vitamin grubudur. Sindirim, kan hücrelerinin yapılması, sinirlerin onarılması, hormon ve enzim yapıları gibi vücutta çeşitli işlevlerin yerine getirilmesinde rol alırlar.

C vitamini

Bağışıklık sistemini güçlendirir. Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır. Kas, doku ve hücreleri korur. Beslenme yetersizliği, ishal başta olmak üzere ateşli hastalıklar, yanıklar, travmalar, protein ve demir eksiklikleri C vitamini gereksinimini arttırır.

D vitamini

Kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilimini arttırarak kemiklerin ve dişlerin güçlenmesini sağlar. Anne sütünün litresinde sadece 12 – 60 ünite D vitamini bulunur ve bu miktar bebeklerin ihtiyacı olan 400 üniteyi karşılamaz. Bu nedenle beslenme biçimine bakılmaksızın tüm bebeklere yaşamın ilk günlerinden başlayarak, tercihen 3 yaşına kadar 400 IU D vitaminini verilmesi doktorlar tarafından önemle tavsiye edilmektedir.

E vitamini

Antioksidan özellik gösterir.

Demir
Kandaki alyuvarların yapısında bulunarak dokulara oksijen taşınmasına yarar. Büyümeye yardım eder. B vitaminlerinin kullanımını arttırır.

İyot
Vücuttaki tiroid bezinde depolanır. Zihinsel işlevler, enerji ve kilo alma gibi vücut metabolizması ile ilgili birçok konuda önemli rol oynar.

Bakır
Demir ve C vitamininin kullanımı için gereklidir. Sinirler ve destek dokuların korunmasında rol oynar.

Krom
Kandaki şeker ve kolesterol düzeyinin korunmasına yardım eder.

Selenyum
E vitamini ile birlikte antioksidan ve hücre koruyucu etki gösterir.

Çinko
Zihinsel işlevlerde, vücudun kendi kendini yenilemesi gereken durumlarda önemli roller üstlenir.

Magnezyum
Vücutta değişik enzim mekanizmalarında rol oynar.

Vitamin ve mineral kullanırken ihtiyaçların belirlenmesi çok önemlidir. Çünkü cinsiyete, yaşa ve hayat biçimine bağlı olarak ihtiyaçlar farklılık gösterir.

Bu nedenle bebekler, çocuklar, erişkinler, ve kadınlar için farklı miktarlarda, farklı vitamin ve mineraller belirlenmiştir.

Bademciklerde hastalık yapan ve “Beta Mikrobu” olarak bilinen Beta hemolitik streptokok diğer mikroplardan farklı olarak kalpte, eklemlerde ve böbrekte kalıcı romatizmal hastalıklar oluşturabilir.

Antibiyotik dediğimiz mikrop öldürücü ilaçlar bakterilerle oluşan hastalıkları tedavi edilebilmesine karşı, mantar ve virüslerin oluşturduğu hastalıklarda faydası olmaz. Antibiyotikler ağrı kesici yada ateş düşürücü ilaç değildir. Ancak antibiyotiklerin mikropları etkisiz hale getirmesiyle belirli bir süre içinde şikayetler azalır.

Antibiyotik, tavsiye edilen şekilde ve sürede tam olarak kullanılmalıdır. Yetersiz ve eksik antibiyotik kullanımı o mikrobun ölmemesine ve kullanılan antibiyotiği tanıyarak direnç oluşturmasına yol açarlar. Bu durum antibiyotiğin etkisini azaltır, iltihap gerilemişken yeniden artabilir. Mikrop direnç kazandığı için başkalarına bulaştığında da o antibiyotik etkili olamaz.

Bu sayfada yer alan tüm içerik, hastaları bilgilendirme amaçlıdır. Sağlık durumunuz ile ilgili konularda mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Copyright © 2016 | Tüm Hakları Saklıdır