Burun ve Sinüsler

Allerjik Rinit

alerjik-rinitRinit burun zarlarının(mukozasının) iltihabıdır. Halk arasında saman nezlesi olarak bilinir. Hayatı tehdit edici özelliği olmayan bu hastalık, hastanın yaşam kalitesini bozar. Önemli derecede iş ve okul günü kaynına neden olur. Özellikle alerjik olan anne ve/veya babaların çocuklarında görülme sıklığı daha fazla olan bu hastalık; endüstriyel gelişmiş ülkelerde, çevre kirliliği gibi faktörlerin artması ile giderek artmaktadır. Son 20 yılda alerjik rinitli çocuk sayısının iki katına çıktığı bildirilmiştir. Hastalığın başlama yaşı genellikle küçük yaşlarda olmakla birlikte, ileri yaşlarda da başlayabilir. Hastalık genellikle Alerjik konjonktivit (göz nezlesi), Alerjik sinüzit veya astımla gibi hastalıklarla %20 -10 birliktelik gösterir. Bu hastalıkta özellikle hastalar belirli bir alerjen ya da alerjenlerle karşılaştığı zaman şikayetler ortaya çıkar. Hastanın şikâyetlerinin ortaya çıkabilmesi için hastanın en azından sorumlu alerjenle daha önceden bir kez karşılaşmış ve ona duyarlı hale gelmiş olması gereklidir.

Alerjik rinit genel anlamda 3 başlık altında incelenebilir :

1- Yıl boyu süren Alerjik rinit,
2- Mevsimsel Alerjik rinit,
3- Yıl boyu süren ancak, mevsimsel artışlar gösteren Alerjik rinit

Tanı :

Saman nezlesinin tanısında hastadan alınan hikaye çok önemlidir. Hastalar burun akıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı, kaşıntı, geniz akıntısı, boğazda gıcık, kronik öksürük, orta kulakta basınç problemleri gibi şikayetler tarif ederler. Bu şikayetlerin ne kadar sürdüğü, gün içindeki devamlılığı, ne zamanlarda arttığı, mevsimsel mi, yoksa yıl boyu mu olduğu, şiddeti önemlidir. Alerjik kişilerde alerjik olmayan kişilere göre daha çok sinüzit, burunda et büyümesi (konka hipertrofisi veya polip), astım ve cilt reaksiyonları görülmektedir. Alerjik rinitli hastaların muayenesinde burun akıntısı, burun içinde soluk renk, saydam salgı artışı, ödem(şiş), eğer varsa et büyümesi görülür. Burun etleri ileri derecede şiş ve menekşe rengi görünüm almıştır. Fizik muayene ve hikayesi ile tanısı konulan hastanın; neye karşı alerjisi olduğuna dair detaylı bir şekilde sorgulanmalı, deri testleri, kan testleri ile tanı desteklenmeli ve sorumlu alerjen tespit edilip tedavisi planlanmalıdır.

Alerjen tespitinde kullanılan testler

1. Deri testleri
PRICK Testi
İntradermal Testi

2. Kan testleri
Alerjik Enflamasyon Parametreleri:alerjik-nezle-700x465
Eozinofil Sayısı
Eozinofil Katyonik Protein (ECP)
Alerjik Duyarlılık Parametreleri:
Total IgE Alerjen
Spesifik IgE
Alerjen Spesifik IgE
- Alerjen Spesifik IgE Karışım Tarama Testleri
- Alerjen Spesifik IgE Testleri
- Alerjen Spesifik IgE Ölçüm Metodları

3. Uyarı Testleri

Uyarı testleri alerjik hastalıkların tanısında altın standardı oluştururlar.

o Nazal provokasyon testi.
o Çift kör, plasebo kontrollü gıda uyarı testi.
o Diğer provokasyon testleri (haşere zehiri, lateks, v.s.)

Muayene sonrasında allerjiden şüphelenildiğinde en sık uygulanan tetkik deri testleridir. Ancak bu testlerin negatif çıkması hastada alerji olmadığını göstermez. Deri testlerinde çalışılmayan bir allerjene reaksiyon olma ihtimali veya bir allerjenin ciltten girdiğinde alerji yapmayıp solunumla girdiğinde alerji yapıyor olma ihtimalleri vardır. Deri testleri ile hangi maddeye ne kadar alerji olduğu öğrenilebilir.

Tedavi :

Alerjik Rinit tedavisinde 3 başlıkta incelenir.

1 -Allerjenden korunma
2- İlaç Tedavisi
3 -İmmünoterapi (Aşı Tedavisi)

Allerjenden korunma: Alerjenle temas olmazsa alerjide olmaz. En etkili tedavi yöntemi alerjenden korunmadır Ancak bu genellikle mümkün değildir. Hem allerjenin tam olarak belirlenememesi, hem birden fazla maddeye alerji olması hem de allerjen belirlense bile hastanın bu maddeden uzak durmasının mümkün olmaması gibi faktörler tedaviyi zorlaştırır. Yazımızın ilk bölümünde en sık görülen alerjenlerden korunma yöntemlerinden bahsedilmiştir.

İlaç tedavisi:

İlaç tedavisi olarak en sık kullanılan ilaçlar antihistaminiklerdir. Bu ilaçlar alerjik reaksiyonlarda en önemli role sahip histamini azaltarak etki ederler. Allerjene maruz kalmadan önce kullanıldığında daha faydalıdırlar. Özellikle kaşıntı, akıntı ve hapşırma üzerine etkilidirler. Ancak hangi antihistaminiğin hastaya daha faydalı olacağı biraz deneme yanılma yoluyla belirlenir. Hastanın uzun süreli kullanımı ile etkisi azalmaya başlarsa başka bir antihistaminikle değiştirilmelidir. Bu ilaçların en önemli yan etkisi uyku hali, ağız kuruluğu, çarpıntı, idrar zorluğu, göz içi basıncının artmasıdır. Ancak son kuşak antihistaminiklerde bu yan etkiler oldukça azalmıştır. Antihistaminklerden sonra faydasının en çok olduğuna inandığım ilaç kortikosteroidlerdir (kortizon). Bu ilaçlar ağızdan ya da kalçadan uygulandığında etkisi daha fazladır ancak yan etkileri de daha fazladır. Bu nedenle burun spreyi olarak kullanılırlar.

Burun spreyi olarak kullanıldığında yan etkisi çok azdır ve etkinliği iyidir. Ayrıca dekonjestan denilen burun içindeki alerjiye bağlı şişlikleri alan ilaçlar hem burun spreyleri hem de ağızdan hap olarak kullanılmaktadır. Özellikle bu grup ilaçların burun spreyleri hastada kısa süreli iyileşme hali ortaya çıkarır. Bu etkisi ile bağımlılık yapabilir. Bu tür burun spreylerinin uzun süre kullanımları normal burun damar işleyişini bozarak vazomotor rinit dediğimiz burun tıkanıklığı ve akıntısı ile giden bir hastalığa neden olabilir. ve kromolin adı verilen ve alerjik reaksiyonları önleyen ilaçlar da vardır.

İmmünoterapi (Aşı Tedavisi):

Aşı tedavisi hastalığın nedenine yönelik tedavidir. Bu tedavide amaç yavaş yavaş sağlanan temel bir iyilik halidir. Sonuçları ilaç tedavileri gibi geçici değildir. Bu tedavi ile hem hastalığın bulguları iyileşirken hem de astım gibi reaksiyonların gelişmesi de engellenir.Bu alerjen ekstreleri içinde hiçbir şekilde bir başka ilaç, kortizon vb. bulunmaz.

Sadece neye alerjikseniz, o maddenin sudaki ekstresi mevcuttur. Bu madde cilt altından veya başka bir yöntemle (dil altından veya ağızdan kullanımda) ağızdan verilerek uygulanabilir. Bu yöntemle vücudun alerjene yanıtı düzenlenir. Bu maddeye karşı vücudun cevapsız kalması veya daha az cevap vermesi sağlanmaya çalışılır. İlaç tedavilerinden yeterli oranda fayda görmeyen, şikayetleri yıl boyu devam eden, ilaçları çeşitli nedenlerle kullanamayan yada ilaca bağlı yan etkilerin gözlendiği ve aşı uygulanmasına engel bir başka sağlık sorunu olmayan hastalara uygulanır. Tedavi süresi 3 ila 5 yıl arasında değişmektedir. Tedavi başlangıç ve idame tedavisi olmak üzere iki bölümdür.

Başlangıç tedavisi doz artım dönemi olup aşı haftalık periyotlarla uygulanır. Enjekte edilen dozun,enjeksiyon bölgesinde veya vücudunuzda oluşturduğu tepkiye göre yeni doz belirlenir. Enjeksiyondan sonra alerjik reaksiyonlar görülebilir. sıklıkla vücutta kızarıklık ve şişlikle karşılaşılır. Nefes darlığı, öksürük gibi şiddetli reaksiyonlar da nadiren görülebilir. Bu reaksiyonlar genellikle enjeksiyonu takiben 20-30 dakika içinde geliştiğinden, hastaların aşıdan sonra uygulama yapılan yerde en az 30 dakika beklemesi gereklidir. Bu tedavinin etkisi en erken 6 ayla bir yıl arasında değişen dönemde görülür. Bunun için bu tedavi ile birlikte ilaç tedavisine devam edilmesi gerekmektedir.

Balon Sinoplasti

balon-sinopilasti-tedavisi-295x295Sinüzit, bir çoğumuzun günlük yaşamını altüst eden, çalışma gücünü elinden alan oldukça yaygın ve kronikleştiğinde tedavisi için ameliyat gerekebilen bir hastalıktır. Yüz kemiklerinin içerisinde yer alan hava boşluklarının (sinüsler) sağlıklı olduğumuzda hiç fark etmediğimiz bir çok önemli görevi vardir. Soluduğumuz havayi nemlendirmek, süzmek, isitmak, ses tınimızı sekillendirmek gibi… Sinüslerin buruna açildiklari kanallarda olusan darliklar ve tikanikliklar görevlerini yerine getirememelerine ve siklikla kisiyi oldukça rahatsiz eden bazi yakinmalara yol açarlar.

Sinüzit bulgulari keyifsizlik, halsizlik, kafada dolgunluk, geniz akintisi gibi basit yakinmalar olabilecegi gibi siddetli bas agrisi, göz agrisi, burun tikanikligi olarak da karsimiza çikabilir. Kroniklesmemis akut sinüzitlerin tedavisi siklikla ilaç tedavisidir. Kroniklesmeye yol açabilecek alerjik bir alt yapi varsa gerekli önlemlerin alinmasiyla ya da alerji tedavileriyle hastaligin ilerlemesi durdurulabilir. Ancak kronik sinüzitte ilaç tedavisine ek olarak sinüslerin burun bosluguna açilan kanallarinin cerrahi yöntemlerle açilmasi gerekebilir. Bu konuda simdiye kadar kullanilan en gelismis cerrahi yöntem endoskopik cihazlar yardimiyla yapilan cerrahi girisimlerdi.

Balon sinoplasti teknigi, uygun hastalarda seçilerek kullanildiginda hem süre olarak hem de burun yapilarina ve sinüs kanalina hiç zarar vermeden cerrahinin olusturabilecegi riskleri ortadan kaldirarak sinüzit tedavisinde yeni bir dönemi baslatmaktadir.

Balon sinoplasti teknigi tüm dünyada ve ülkemizde henüz çok az hekim tarafinda uygulanabilmektedir. Elbette zaman içerisinde yayginlasacak ve sinüzit nedeniyle sikinti çeken hastalar bu konforlu tedavi yöntemine ulasabileceklerdir.

Kronik sinüzitteki temel sorun sinüs kanallarindaki tikanikliga bagli olarak sinüslere yeterinde havanin ulasamamasidir. Balon sinoplastinin temel prensibi de dokulara zarar vermeden incecik kateterler yardimiyla sinüs kanalina ulasip tikanmis olan bölgeyi genisletmek ve hastaligin düzelmesini saglamaktir.

Balon sinoplasti sinüziti olan her hastada uygulanabilir mi ?

Polipli hastalarda ve etmoid sinüzitli hastalarda balon sinoplasti teknigi tek basina yeterli degildir. Bu tip hastalarda mutlaka endoskopik sinüs cerrahisi uygulanmalidir.

Balon sinoplasti tekniginde hastanede yatmak gerekir mi ?

Bu teknik uygulamasi son derece kolay ve kisinin hastanede kalmasini gerektirmeyen bir tekniktir. Uygulamadan 4-5 saat sonra kisi günlük yasantisina devam edebilmektedir.

Balon sinoplasti uygulanan hastalarda ağrı olmakta mıdır ?

Şimdiye kadar uygulanan sinüzit ameliyatlarinda buruna tampon uygulanmakta idi. Balon sinoplasti de dokulara hiçbir kesi yapilmadigindan kanama hiç olmamakta ve dolayisiyla tampon konmamaktadir. Bu nedenle hiç agri olmamaktadir.

Burun Açıcı Damlalar

burun-açıcı-damla-493x335Doktorların sinüzit gibi enfeksiyon hastalıklarında seyrek olarak uzun süreli önerdikleri burun açıcı damlalar rastgele kullanıldığında burun etlerinin daha fazla şişmesine burun tıkanıklığının artmasına neden olabiliyor. Bu ilaçlar burun içine püskürtüldüğünde geniş bir alana ulaşıp hastalık nedeniyle şişmiş ve burun tıkanıklığına neden olmuş burun etlerini küçültürler. Ancak uzun süre ve yüksek dozda kullanıldıklarında burun iç zarında zedelenmeye ve burun etlerinin daha çok şişmesiyle yakınmaların artmasına yol açıyorlar.

Burnu daha çok tıkanan kişi daha fazla ilaç kullanıp nefes almaya çalışır ve giderek bu bir bağımlılık haline dönüşür. Üstelik bu alışkanlık yalnızca tıkanmaya değil burun içinde zedelenmeye neden olduğundan, burun kanamaları, burun içinde yanma ve batma hissi, koku duyusunda bozukluk, koku alamama gibi bozukluklara da neden olabiliyor.

Her bağımlılıktan kurtulmak zor olduğu gibi burun damlası bağımlılığından kurtulmak da sanıldığı kadar kolay değil. Bağımlı birçok kişi damla damlatmadan uyuyamadıklarını belirterek gündüzleri damla kullanımını bırakabilse de gece kullanımı çoğu zaman devam edebiliyor.

Aslında bu alışkanlıktan kurtulmanın tek yolu birkaç hafta zorluğu göze alıp ilaç kullanımını tümü ile kesmek.

Ancak tıkanıklık yakınmalarını bir ölçüde rahatlatabilmek amacı ile okyanus suyu spreyler ve anti-alerjik burun spreyleri kullanmak bu zor dönemi bir ölçüde kolaylaştırabilir.

Birçoğumuz tarafından basit bir yöntem olarak görülen burun açıcı spreyler aslında sanıldığı kadar masum ilaçlar olmayıp sizin için uygun olan etken maddesinin kullanım dozu ve süresinin doktor tarafından belirlenmesi gereken ilaçlardır. Bu ilaçların birçoğu tansiyon yükselmesine neden olabileceğinden tansiyon sorunu olanlarda ve kalp hastalarında gelişigüzel kullanımı önemli risk oluşturur.

Kış aylarında ofis ve evlerdeki ısıtıcılar nedeniyle kapalı alanlardaki kuru hava burun tıkanıklığına, burun içi mukozasının kurumasına ve özellikle nezle gibi hastalıkların etkisiyle daha uzun süren burun tıkanıklıklarına neden oluyor. Bu nedenle ısıtıcıların ve kaloriferlerin üzerinde mutlaka su bulundurup bulunduğunuz odanın havasının yeterince nemli olmasını sağlayın. Böylece burnunuz ve üst solunum yollarınız daha sağlıklı olacak ve burun tıkanıklığı gibi problemlere karşı daha dayanıklı olacaksınız. Unutmayalım ki burun damlalarına bağımlı olmamanın en kolay yolu doktora danışmadan bu tür ilaçları kullanmamak.

Konka/Burun Eti Operasyonu

Konka nedir ?

konka-256x196‘Konka’ burun içerisinde , her iki burun tarafından üçer , bazen dörder adet bulunan ve şişip inerek burun solunumunu düzenleyen yapılardır. Damarlar kan ile dolduklarında bu yapılar şişer ve damarlar büzüldüğünde küçülürler.

Burundan geçen havanın nemlendirilme ve yönlendirilmesi, burun refleksleri, burundaki alıcıların dinlenmesi, akciğerlerin dönüşümlü çalışmasını sağlayarak dinlenmeleri gibi faydalı görevleri vardır.

Ne Zaman Problem Yaratırlar ?

Yapısı ve fonksiyonu normal olan konkalar sadece burun içersini ikiye ayıran duvarlarda bir eğrilik olduğunda şiştikleri zaman o tarafta tıkanıklık meydana getirirler. Bu olay sadece burun duvarının düzeltilmesi ile giderilebilir.

Yapısal bozukluklar nelerdir ?

Normalden büyük veya küçük olabilirler . Üzerlerinde polip oluşabilir, nadir de olsa tümör ve bazı kronik rahatsızlıklarda dokusu ve dolayısı ile yapısı bozulabilir.

Fonksiyonel bozuklukları nelerdir? Gün boyu düzenli aralıklarla şişip inen bu yapılar halk arasında ‘burun eti’ olarak bilinir. Bazı hastalıklarla beraber büyürler veya fonksiyonları bozulur ve normalden fazla şişerek kişiyi rahatsız ederler. Yapısal bozuklukları şayet belirli dönemlerde oluyor ve ilaç ile düzelebiliyorsa ilaç tedavisi uygulanabilir.

Sürekli fonksiyon bozukluğu göstermişler veya ilaçlarla küçülemeyecek, geri dönüşümsüz bir yapıya ulaşılmışlarsa cerrahi olarak , lazerle , Shaverle yada son yıllarda sık kullanılan Radyofrekans yöntemi ile küçültülürler.

Dışarıda bir cilt kesisi , fazla bir şişme ve rahatsızlık hissi olmamasına rağmen bir burun operasyonu geçireceksiniz.

Bundan dolayı , gerekli önlemleri almanız gerekecektir.

Orta konkada ise en sık görülen problem etin içinin havayla şişmesidir. Buna konka bülloza adı verilir. Geniz akıntısına yol açabilir. Çok iriyse burun tıkanıklığı da yapar. Tedavisi cerrahi olarak dış yarısının çıkarılmasıdır. Polipli burunlarda bazen konkaların bir kısmı da polipleşmiş olabilir. Bu durumda polipleşmiş kısımları da çıkarmak gerekir.

Burun Kanamaları

Burun kanlanması bol olan bir organdır. Burun kanamaları, birkaç damla ile kısa süren kanamalardan, ciddi boyutlarda, bol ve uzun kanamalara kadar geniş bir yelpaze içerisinde olabilirler. Bu yüzden, her burun kanaması çok iyi değerlendirilmelidir.burun-kanaması-338x300

Burun kanamalarının birçok sebebi vardır. En sık karşılaştığımız burun kanaması, burunun hemen girişinde bulunan yüzeyel damarların çatlaması ile oluşan kanamalardır. Bu kanama-ların sebebi,’buruna darbe, hava kuruluğu, tansiyon yükselmesi, sıcak ve kuru hava ,güneş altında çok kalmak ‘ gibidir. Bütün burun kanamalarının yaklaşık %90 ‘ı bu tür kanamalardır. Bu durumda yapılacak şey, hastanın burnunu soğuk su ile temizlemesi, burun içersindeki pıhtıları sümkürmesi ve burun kanatlarının beş, on dakika iyice sıkılmasıdır. Hastanın yatırıl-ması, yarar yerine zarar verebilir.

Yatırılacaksa bile baş yukarıda tutulmalıdır. Böyle bir müdahale ile bu tür kanamlar çoğunlukla durur. Çatlayan damar iyileşene kadar kanamalar tekrarlayabilir. Kanamalar durmaz ve sık olursa mutlaka bir kulak, burun, boğaz hekimince değerlendirilmelidir. Sık sık kanayarak kişinin yatağını kirletiyor, iş yapmasını, araba kullanmasını engelliyorsa, burun tamponlanabilir, damar koterize edilebilir(yakılabilir).

Burun içerisinde, diğer damarlarda da çatlamalar olabilir ve daha şiddetli kanamalar görülebilir. Bu kanamalar , genellikle müdahale gerektirirler. Burun kanatlarını elle sıkmakla durmayacakları gibi daha geniş çaplı damar kanamaları oldukları için çok kan kaybına sebep olabilirler. Özellikle yaşlı insanlarda tansiyon yükselmesi ile oluşan kanamalar, damar çeperlerinin kireçlenmiş olmasından dolayı kolay kolay durmazlar. Kişinin hem tansiyonu hemde kanaması kontrol altına alınmalıdır.

Burun iltihapları, sinüzitler, nadir görülen burun tümörleri de kanamaya yol açabilirler, hatta bazen ilk bulgudurlar.

Kanamaya meyil yaratan bazı hastalıklar ve kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerde de burun kanamaları görülebilir.

Burun Polibi/Nazal Polip

Burun içerisinde sonradan oluşan ve polip ismi verilen yapılar, bir çok kimsenin, bu arada hekimlerinde başını ağrıtan önemli bir problemdir.

Polip nedir ?

Vücudumuzda içi boş, hava ile temes edebilen birçok organ bulunur.Ağız, burun, sindirim sistemi, dış kulak yolu bunlara örnektir.Bu boşlukları döşeyen yüzeysel bir doku tabakası vardır.İşte bu doku tabakasından dışarı doğru sarkarak büyüyen, et gibi yapılara “polip” adı verilir.”Kulak, ses teli, mide, bağırsak polibi” gibi. Burun içini veya ağızları burun içerisine açılan “ sinüs” adı verilen boşlukları döşeyen dokulardaki hasardan da polipler gelişebilir.

Burun polipleri, yumuşak, soluk renkli, burun içerisine sarkan ve yerçekimi ile yer değiştiren yapılardır.

nasal_polyp-3Polibe ne sebep olur ?

Polibin oluşma mekanizması tam olarak bilinmemektedir, fakat dokudaki hasar ve bunun sürekli hal alması en muhtemel sebeptir.Burun ve sinüs iltihaplarının kronikleşmesi, burun dokusunun uyarıcı bir madde ile devamlı karşı karşıya kalması, ailesel sebepler polip oluşturabilir.”Astım” ve “kistik fibrozis”gibi bilinen bazı hastalıklarda da burun polibi oluşur.

Polip neye sebep olur ?

Polipler, burun havaakımını engelleyerek burun tıkanıklığına, dolayısıyla ağızdan soluma, başağrısı, horlama ve uyku apnesi, sık boğaz hassasiyeti ve iltihabına, nezle ve gribin uzun sürmesine, sinüzit ve koku alma bozukluklarına, yaptığı geniz akıntısı ile astımın artmasına sebep olabilir.

Polip nasıl tedavi edilir ?

Polipler oluştuktan sonra kendiliklerinden kaybolmazlar.İlk başlangıç safhasında veye çok ufakken ilaçlarla küçültülebilir, hatta bazen ortadan kaldırılabilirler fakat daha büyük olduklarında ancak operasyon ile temizlenebilirler.

Burun polibi operasyonu son yıllardaki teknik gelişmelerin ışığı altında önemli değişiklikler göstermiştir.Eskiden ağız içerisinden yapılan operasyonlar, günümüzde burun içerisinden, sadece “endoskop”lar ve “çok ince aletler” le yapılabilmektedir.Bu çağdaş operasyonlar hem daha fizyolojik hem de hastalığın tekrarlama oranı bakımından oldukça avantajlıdır.Burun dışarısından hiçbir kesi yapılmaz.Bere, çürük, iz oluşmaz.

Operasyondan önce burun içi ve sinüslerinbilgisayarlı tomografik incelemesi gerekir.

Polipler tekrarlar mı ?

Burun polibi olan hastalarımızı ikiye ayırabiliriz.Birinci grupta altta belirgin bir hastalık yatmayan kişiler vardır.

Fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi sonrası bu kişilerde başarı oranı % 90’ dır.Fakat astım, kistik fibrozis ve aspirin alerjisi olan kişilerde başarı oranı düşer.Bu kişilerde burun polipleri her şeye rağmen tekrar oluşur, bu tür hastalarımızda günümüzde elimizden gelen, poliplerin oluşmasınıve yan etkilerini operasyon ve ilaç tedavisi ile mümkün olduğunca geciktirmektir.

Burun Şekil Bozukluğu

Burun en göz önünde olan organlarımızdan bir tanesidir. Her ırk ve kişinin, belli bir burun şekli vardır. Çoğunlukla travmaya bağlı bazen de yapısal olarak burun şekilde bozukluklar olabilir. Doğallıktan uzak görüntüler kişiyi rahatsız ederse, kişinin ‘burun şeklinin değiştirilmesini’ isteme hakkı vardır.

Burun şekli bozukluklarının en sık karşılaşılanları, burun sırtında kemer şeklinde eğrilik, burun ucunun kalın ve düşük olması, burunun yüze göre geniş olmasıdır.

Ameliyatımı kime yaptırmalıyım ?

burun-şekil-bozukluğu-670x240Burun birçok görevi olan organıdır. İlk ve en önemli görevi nefes alıp vermektir. Çünkü normal solunum burundan yapılır. Böylece solunan hava burunda ısıtılır, nemlendirilir, temizlenir ve akciğerlere öylece gönderilir. Ayrıca burunun koku ve tat alma görevleri de çok önemlidir.

Burun içersine açılan sinüsler ve bunların rahatsızlıkları da son yıllardaki teknolojik gelişmelerle oldukça değişiklikler ve başarılar kazanmıştır.

Burunun görevlerinin sağlıklı olmasında ihtisas eğitimi sırasında her türlü burun rahatsızlığının ilaç ve cerrahi tedavisinin öğretildiği kulak, burun, boğaz uzmanı aynı zamanda bir baş boyun cerrahıdır.

Burun estetik operasyonu, yüz estetik operasyonlarının içersinde değerlendirilir. Amerikan yüz plastik ve rekostrüktif cerrahi cemiyetinin üyelerinin %60’ı kulak, burun, boğaz uzmanları tarafından oluşturulmaktadır.

Burun estetik operasyonları günümüzde kulak, burun, boğaz hekimleri ve plastik ve rekonstrüktif cerrahlar tarafından yapılmaktadır. Her iki branştaki hekimlerin özel ilgileri olabilir.

Bizim estetik ameliyat prensibimiz, kişinin yüzüne uyan, abartılı, müdahale edilmiş görüntüsü vermeyen burun şeklini kazandırmaktır. Bunun belirlenmesi için, kişinin ve hekimin yapılacak değişiklikleri, fotoğraf üzerinde konuşması ve kişinin beklentilerinin anlaşması çok önemlidir. Güzel burun yoktur,güzel görünen burun vardır.

Burunu sadece estetik özellik arz eden bir organ olarak görmemekte diğer önemli görevlerinin de mutlaka sağlanması gerektiğine inanmaktayız.Tıkalı, fakat çok estetik kabul edilen bir burun şekli bizim için hiç muteber değildir. Kişi de bunun yarattığı tıbbı şikayetlerle er geç karşı karşıya kalacaktır.

Burun şekli bozukluğu olan kişilerde çoğunlukla burun içersinde de eğrilik olduğu için aynı ameliyatta o da düzeltilir.

Günümüzde endoskopik sinüs ameliyatları ile aynı anda estetik ameliyatı da yapılabilmektedir.

Lütfen daha detaylı ameliyat bilgisi ve ameliyat sonarsı dikkat edilmesi gereken hususlar için ek bilgi isteyiniz.

Burun Tıkanıklığı

burun-tıkanıklığı-tedavisi-900x871Burun insan sağlığı için en önemli organlardan biridir. Sağlıklı bir solunum fonksiyonu ve sağlıklı bir vücut için burundan soluk alıp vermek esastır.Burun sadece havanın girip çıktığı bir organ değildir. Burnun nefes alıp verme fonksiyonu yanında , havanın nemlendirilmesi, ısıtılması,koku alma dolayısı ile tat alma fonksiyonları ve orta kulağın havalandırılması da vardır. Sesin rezonansında da etkilidir. Burun tıkanıklığı uzun süreli olduğunda başka sağlık sorunları mutlaka bunu izleyecektir. Kısaca burun tıkanıklığı hastanın hayat kalitesini bozmakla kalmaz zamanında müdahale edilmediği taktirde sağlığını da bozar.

Burun tıkanıklığı en sık karşılaşılan şikayetlerden biridir. Burun içerisinde bir bölme duvarla ile tam iki bölmeye ayrılmıştır. Her yüz insandan sekseni aynı anda , aynı oranda iki burun bölmesinden nefes alamaz. Bu normal fizyolojik bir olaydır. Burunda ‘Konka’( Burun etleri ) denilen ,kan akımı ile şişen ve inen yapılar vardır.Bunlar dönüşümlü olarak şişer ve inerler , buna ‘Nazal siklus’ denir. İnsanlar genelde bunun farkına varmazlar.

Burun tıkanıklığı , gece ağzı açık uyuma, sağlıklı bir uyku uyuyamama, sık ağız kuruması , gece kalkıp ara ara su içme , sabah dinlenememiş ve yorgun uyanma, bazen baş ağrısı ile uyanma, sinirlilik, gün içi yorgunluk, dikkatini toparlayamama- konsantrasyon eksikliği, gündüz uykuya meyil, sık tekrar eden boğaz enfeksiyonları, kronik farenjite neden olabilirler.

Burun tıkanıklığının dört ana sebebi vardır. Bunlar tek başlarına burun tıkanıklığı yapabilecekleri gibi aynı insanda, birlikte de bulunabilirler.

1 – Enfeksiyonlar : Her normal insan yılda iki veya üç defa nezle ,grip olur. Bu sayı, çocuklarda daha fazladır( 4 ila 8 kez ). Yaş ilerledikçe ,vücut savunması geliştikçe enfeksiyon sıklığı azalır . Basit soğuk algınlığı , birçok virüs tarafından oluşturulabilir. Birçoğu mikrobun , elden buruna geçmesi ile olur ,bir kısım havadan da geçer. Virüs, burun içine yerleştikten sonra, burunu döşeyen dokuda şişlik olur, akıntı koyulaşır ve burunda tıkanıklık gelişir.

Bu durumda, olayın kendi kendine geçmesini beklemekten başka çare yoktur. Sadece yardımcı burun açıcı , burun akıntısını seyreltici ilaçlar kullanılabilir . Fakat nezle , kişinin direncini zayıflattığı için , arkasından bakteriyel , antibiyotiğe ihtiyaç duyulan , ateşli , sarı , yeşil burun akıntılı dönem gelebilir. Bu durumda doktora müracaat etmek gerekir.

Akut sinüs enfeksiyonlarında burun tıkanıklığı , koyu burun akıntısı olur. İltihaplanan sinüsün yerine göre, yanak, üst dişler , gözlerin arkasında veya arasında , alında ağrı ve hassasiyet hissedilebilir.

Kronik sinüs enfeksiyonlarında , sıklıkla burun tıkanıklığı , burun ve geniz akıntısı olur. Burada ağrıdan daha çok yüzde basınç hissi görülür. Enfeksiyon akciğerlere ilerleyerek kronik öksürük , bronşit ve astım oluşturabilir. Akut sinüzitler, genellikle antibiyotikle iyileşirler , kronik sinüzitlerde operasyon gerekir.

2- Yapısal sebepler : Burun içini ikiye ayıran bir duvar olduğundan bahsedilmişti. Gerek bu duvarın eğriliği ( Septum deviyasyonu ), gerekse burun yapısının dışarıdan da belli olan eğriliği burunun bir veya her iki tarafında, hava geçişini azaltabilir. Bu eğrilikler, çoğunlukla doğumsa – genetik veya çocuklukta yada sonra olan bir darbe, kaza ile ilgilidir.

Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, her on çocuktan birinde, doğum esnasında burunda önemli bir hasar meydana gelmektedir.

Ayrıca burun içinde sırayla şişip inen ‘ konka’ denilen yapılar da değişik hastalıklarda uzun süreli veya sürekli şişerek veya yapılan bozularak burun tıkanıklığına yol açabilirler(Konka hipertrofisi ) . Bu durumlar, burun tıkanıklığının yanında, burun akıntısının yönünü etkileyerek, hastalıkların uzun sürmesi veya süreklilik kazanmasına sebep olabilirler. Kronik sinüzitin bir sebebi de budur.

Burun çatısında daralma ( Nazal Valv darlığı ) bir diğer tıkanıklık nedenidir.

Bazı kişilerde, burun içinde , sinüs ağızların da yaygın polipler (Üzüm tane gibi büyümeler) görülebilir.Belirgin burun tıkanıklığına neden olabildiği gibi ,koku almada azalmaya neden olur, hatta Astım hastalığını tetikleyebilir.

Bu mekanik olayların tedavisi cerrahidir. Burun içinde yapılan operasyonlarla, bu eğrilik düzeltilir.

Çocuklarda sıkça görülen ‘ geniz etleri ‘ nin büyük olması da burun tıkanıklığına yol açar. Geniz eti, aynen bademcik yapısında olup, çocuğun burnunun arkasında yer alır. Şayet bu doku, normalden büyükse veyahut çocuğun geniz yapısı dar ve küçükse, geniz eti burun arkasını tıkayarak , havayolunu kapatır. Enfeksiyonlarda, burun eti aynen bademcik gibi şişerek çocuğun burnunu tıkar, ağzından nefes almasına yol açar. Ağızdan nefes almak çocukta, horlamaya, sıkıntılı ve terli uyumaya, diş çürüklerine, ağız ve çene yapısının bozuk gelişmesine sebep olur. Çocuktaki burun tıkanıklığının sebebi geniz eti ise ve bu tıkanıklık sürekli bir hal almış veyahut çocuğun kulak problemlerine yol açmışsa, çıkartılması gerekir. Operasyon, ağız içerisinden, ameliyathanede gerçekleştirilir.

Burun tümörleri ve burunda yabancı cisimler de bu kategoride sayılırlar. Çocuklar burunlarına, nohut, bezelye, çekirdek, oyuncak, düğme, iğne gibi cisimler sokabilirler. Tek taraflı, kötü kokulu akıntılara bu açıdan dikkat edilmesi gerekir. Kulak, burun, boğaz uzmanına gösterilmelidir.

3-Alerji : Alerji, vücudun yabancı cisimlere karşı normalden fazla reaksiyon göstermesidir. Burun, alerjik şikayetlerin ortaya çıktığı en önemli organlardan biridir. Kişi, alerjik olduğu maddelerle karşılaştığı zaman, burun akıntısı , burunda tıkanıklık , hapşırma, burun kaşıntısı gibi birçok rahatsızlık olur. Alerjik maddeler, yiyeceklere kadar çok geniş bir yelpaze içerisinde olabilirler. Bu rahatsızlığın en etkili tedavisi alerjik olunan maddeden uzak durmaktır. Fakat bu bazen mümkün değildir. Böyle durumlarda, ilaç ve aşı, tedavi seçenekleridir.

‘ Antihistaminik ‘ ler , burundaki şişliği önleyici ‘ dekonjestan’ ilaçlar ve kortizonlar kullanılır. Hamilelerde, bütün bu ilaç kullanımlarında, hekime danışılmalıdır.

Dekonjestan ilaçlar kullanılırken, kişinin yüksek tansiyonu, göz tansiyonu, düzensiz kalp atışları, idrar yapmada zorluğu olmamasına dikkat edilmelidir.

Kortizon, gerek burun spreyi,gerekse ağızdan veya enjeksiyon şeklinde kullanılır. Değişik yan etkileri olan bu ilaçların, nasıl kullanılacağı hekimler tarafından detaylı şekilde tarif edilir ve kullananlar, mutlaka düzenli olarak hekim kontrolünde olmalıdırlar.

Alerji aşıları da uygun ve düzenli olarak uygulanırsa, bazı hastalarda başarılı sonuçlar alınabilir.

Alerjik hastalar, daha sık sinüzit olurlar. Bu rahatsızlık da uygun şekilde tedavi edilir.

4- Vazomotor Rinit : ‘rinit’, burun ve içini döşeyen dokunun şişmesi,akıntının artmasına verilen tıbbi isimdir. Burun içerisinde, çok zengin damarsal yapılar içeren ve gün boyunca şişip inerek burundan nefes almayı düzenleyen ‘konka’ denilen yapılar vardır. Halk arasında bunlara ‘ burun eti’ denir. Her iki burun tarafında üçer adet bulunurlar. Alerji ve enfeksiyon durumlarında, kanla dolarak şişerler ve burun tıkanıklığına yol açarlar.

Alerjik yapıya sahip olmayan ve enfeksiyon geçirmeyen kişilerde bile hava ısısının değişmesiyle, uçucu gaz olarak boya, sigara,kimyasal maddeler(benzin gibi), soğuk havada, hava kirliliğinde, parfüm etkisinde ve burun duvarının eğriliğinde, psikolojik streslerde, yetersiz tiroid bezi fonksiyonunda, hamilelikte,bazı tansiyon ilaçlarının, burun açıcı damlaların fazla veya uzub süreli kullanımında burun tıkanıklığı olur. Sebebe bağlı olarak, ilaç ve cerrahi tedavi yolları mevcuttur.

Rahatsızlığın erken evrelerinde,burun tıkanıklığı geçici ve geri dönüşümlüdür. Yani, tıkanıklığa sebep olan rahatsızlık düzeltilirse,durum düzelir. Mamafih, bu durum, damarların elastikiyetini bozacak kadar uzun sürebilir. Bu yapılar, varisteki damarlar gibidirler. Sırtüstü uzanıldığında şişerler, kişi hangi tarafının üzerine yatarsa, o taraf burnu tıkanır.

Tıkanıklık, çoğunlukla uykuyu bozar. Bu yüzden hastalar, birkaç yastıkta, yüksekte yatmayı tercih ederler. Operasyon, uzun süre belirli bir rahatlık sağlar.

Burun Yan Duvar Zayıflığı

nazal valv dar-4Burnun yan duvarlarında yeterli destek olmaması durumunda hasta nefes alma sırasında burun kanatlarının içeriye çökmesi nedeniyle burundan nefes alamaz. Bu durum doğuştan ve gelişimsel olabileceği gibi geçirilmiş bir ameliyat sonrası da ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalar tipik olarak her iki işaret parmağı burun ile yanağın birleştiği yerlere konularak kulaklara doğru hafif açma hareketi yapıldığında çok rahat nefes almaya başlarlar. Buna Cottle manevrası diyoruz ve valv darlıklarının tanısında kullanıyoruz.

Nazal valv darlığının tedavisi de ameliyatla olmakta ve burun yan duvarlarının yine burun içinden alınan kıkırdakların uygun yerlere uygun açılar ile yerleştirilmesi ile yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

Bu ameliyat septum deviasyonu, burun eti küçültülmesi ve estetik burun cerrahisi ile birlikte aynı anada uygulanabilmektedir. Tek başına yapıldıgında burun üstüne 3-5 gün boyunca bant takılmakta . Burun içinde ise duruma göre değişmekle birlikte 1-2 gün küçük tamponlar konmaktadır.

Geniz Akıntısı

Geniz akıntısı burun ve sinüslerden boğaza doğru olan akıntıdır. Boğazda mukus birikmesi hissidir. Özellikle yatınca öksürük rahatsız edici bir hal alır. Mukus burun ve sinüs içindeki epitel tabakasının ürettiği bir salgıdır.

Normalde renksizdir. Alerjide yapışkan, enfeksiyonda kıvamlı ve sarı – yeşil renk alır. Geniz akıntısı sinüslerin artmış mukus yapımından meydana gelir. Erişkinlerde en çok nezle, soğuk algınlığı, alerjik rinit, vazomotor rinit ve çevresel irritan faktörlere maruz kalmaktan kaynalanır (sigara, endüstriyel kimyasallar). Bunların yanında bazı anatomik engeller de geniz akıntısına neden olabilir.

Bunlar arasında ;

- burunda polip
- septum deviasyonu (burunda kemik eğriliği)
- geniz eti
- yabancı cisim ve
- gömülü diş sayılabilir.

Reflü hastalığı, doğum kontrol hapları ve bazı burun spreyleri de geniz akıntısını artırabilir. Geniz akıntısındaki mukusun kıvamı ince ise en sık nedenler ;

- üst solunum yolu enfeksiyonu
- viral rinit (virüs kaynaklı burun iltihabı)
- alerjik rinitsimüzitis-11
- parlak ışık
- bazı tansiyon ilaçları
- gebelik ve
- doğum kontrol ilaçlarıdır.

Kalın kıvamda olan geniz akıntınsın nedenleri ise;

- nem oranının azaldığı hava şartları
- sinüzitler
- yabancı cisimler
- bazı besinler ve
- allerjenlerdir.

Hastaya sorulması gereken sorularla şu bulgular aranır :

- öksürük
- yüz ve baş ağrısı
- boğaz ağrısı
- ses kısıklığı
- burun tıkanıklığı
- boğazda yabancı cisim hissi
- göğüste ve boğazda yanma

Tedavisi altta yatan nedene göre yapılır.

Gözyaşı Kesesi ve Gözyaşı Kanalı Tıkanıklıkları

dacryocystitisGözyaşı kesesi ve göz yaşı kanalı tıkanıklıklarına bağlı göz nezlesinin tedavisi cerrahidir. Uzun yıllar bu ameliyatlar göz hekimleri tarafından gözün buruna birleştiği bölgede bulunan göz yaşı kesesinin buruna ağızlaştırılması şeklinde ciltten girilerek yapıldı ve halen de yapılmakta. Kulak burun boğaz alanında endoskopik cerrahinin gelişmesiyle birlikte burun içinin rahat görülebilmesi nedeniyle dışarıdan yapılan ve birtakım sorunları da beraberinde getiren bu klasik ameliyat yöntemine alternatif endoskopik gözyaşı kesesi ameliyatları gelişmiştir. Endoskopik ameliyatlarda dışarıda herhangibir iz kalmaksızın bütün işlem burun içinden gerçekleştirilir ve gözyaşı kesesinin buruna bağlantısı sağlanır.

Lakrimal sistem dediğimiz gözyaşını buruna ileten drenaj sistemi herhangibir nedenden dolayı tıkandığında kişide göz yaşarması şikayeti olur.

Gözyaşı kanalı neden tıkanır ?

Gözyaşı kanallarındaki herhangibir enfeksiyona bağlı, taş oluşması, yapışıklık oluşması gibi çeşitli nedenleri vardır

Bulguları nelerdir ?

Gözde yaşarma. Bazen iki taraflı da olabilir. Göz burun arasındaki kesede şişlik ve kızarıklık. Sabahları aşırı çapak ve cerahat oluşması, sürekli akıntıya bağlı olarak flu görme, gözde yanma, batma ve rahatsızlık hissi….

Sadece erişkinlerde mi görülür ?

gozyasi-beziBazen doğumsal olarak da gözyaşı kanalı hiç buruna açılmamış ya da oluşmamış olabilir bu durumda doğumdan itibaren bu şikayetler olur ancak enfektiyon ve taş oluşması gibi nedenlerden dolayı çocuklarda da aynı hastalık olbilir. Ancak çocuklardaki tedavi yaklaşımımız farklılıklar göstermektedir.

Gözdeki sulanma kişinin sosyal faaliyetlerini engelleyebilecek kadar çok olabilir. Gözyaşı kesesinin kronik enfeksiyonu sonucu gözden iltihabi akıntı gelmesi de görülebilir. Tıkanıklığın seviyesi çeşitli tanı yöntemleriyle belirlendikten sonra bölgesel ya da genel anestezi altında yaklaşık 20dk lık bir sürede endoskopik teknikle bu tıkanıklık açılmakta ve bu müdehale sonrasında diğer klasik ameliyat tekniklerinde sık karşılaşılan ameliyat sonrası göz çevresinde morarma ve şişlik, ağrı ve yara izi olmamaktadır. Tüm bu üstünlükler nedeniyle endoskopik gözyaşı kesesi ameliyatları klasik cerrahiye tercih edilmekte ve her geçen gün yaygınlaşmaktadır.

Grip ve Soğuk Algınlığı

Grip, Soğuk Algınlığı ve Antibiyotikler

grip-3Soğuk algınlığı ve grip kış aylarında sıklıkla karşımıza çıkar. Burun akıntısı, halsizlik, ateş, öksürük gibi bulgular hem işgücü kaybına neden olmakta hem de bulaşıcılığı yüksek olduğundan çevremizdeki insanlar için de potansiyel tehlike haline gelmekteyiz. Her ne kadar soğuk algınlığı ve grip birbirinden farklı hastalıklar olsa da benzer bulgulara yol açtığından ve her ikisinde de hastalık etkeni virüsler olduğundan çoğu kez ayırıcı tanı yapılmadan tedavi edilirler.

Özellikle ülkemizde birçok ilacın reçetesiz satılabilmesi nedeniyle halkımız bu hastalıklar için doktora başvurmak yerine eczaneye gidip bilinçsizce antibiyotik kullanmakta. Oysa soğuk algınlığı ve grip hastalıklarına neden olan etkenler yani virüsler antibiyotikler ile tedavi edilememekteler.

Grip, solunum yollarını etkileyen ve İnfluenza türü virüslerle meydana gelen bir hastalıktır. Son derecede bulaşıcı viral bir enfeksiyondur. 1-2 hafta içinde hastalar genellikle iyileşirler ancak etkileri haftalarca devam edebilir.Sonbahar-kış aylarında görülür ve işgücü kaybı açısından bakıldığında en yüksek maliyete neden olan hastalıkların başında gelir.

Aynı zamanda vücut direnci düşük olanlarda, yaşlılarda, genel durumu bozan hastalığı olanlarda yaşamı tehdit eden ciddi hastalıklara neden olabilir ve bazı grip türleri ölümcül komplikasyonlara yol açabilir.

Soğuk algınlığına neden olan organizmaların %90′ı virüslerdir ve yaklaşık 200 çeşit virüs türü saptanmıştır. En sık neden olan virüsler ise Rninovirüsler ,Coronavirüsler, Parainfluenza, Respiratuar sinsial virüslerdir. Ateş, baş ağrısı, eklem ve kas ağrısı yorgunluk hissi, burun akıntısı, hapşırma, boğaz ağrısı gibi yakınmalara yol açar. Hastalık aynı havayı soluyan kişilerin hapşırırken ya da öksürürken virüslerin ortama yayılması yoluyla bulaşabileceği gibi, son yıllarda yapılan çalışmalar en sık bulaşma yolunun hasta kişinin elinden başka insanlara virüslü salgıların bulaşması ve sağlıklı kişilerinde bunu burunlarına taşıması ile olduğu yolundadır. Dolayısıyla sık el yıkanması soğuk algınlığından korunmak için son derece önemlidir.

Soğuk algınlığına bir çok virüs sebep olabileceği için de vücut hiçbir zaman bu virüslerin tümüne direnç geliştiremez.

Bu sebeple her sene tekrar tekrar soğuk algınlığı geçirilebilir. Havaların soğuk olmasından çok üst solunum yolu alerjileri, psikolojik stres gibi faktörler hastalığın gelişmesinde oldukça etkilidir. Soğuk algınlığı çoğunlukla basit önlemlerle ve vücut direnciyle atlatılan bir hastalıktır. Ancak 39 C’yi geçen ateş, sürekli yada çok, kıvamlı balgam üreten öksürük, nefes alırken ağrı, devamlı kulak ağrısı, şişmiş lenf bezleri, yutkunurken zorlanma ve şiddetli ağrı yakınmaları olduğunda mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Grip ise soğuk algınlığından daha ağır geçen sıklıkla ateşe ve vücutta ağrılara neden olan, baş ağrısı, öksürük, 2-3 hafta süren yorgunluk belirtileri yapan bir hastalıktır. Soğuk algınlığından korunmak mümkün olmamakla birlikte gripten aşılar ile korunmak mümkün olabilmektedir.

Bilinçli toplum olarak virüslere antibiyotiklerin etki etmediğini ve bu hastalıklarda iyileşmek için antibiyotik kullanmanın hem maddi kayıplara hem de yanlış ilaç kullanımı nedeniyle toplum sağlığına zarar vereceğini bilmeliyiz.

Eğer yakınmalarımızda yukarıda belirttiğim değişiklikler olur ise mutlaka bir doktora başvurmalıyız. Doktorunuz bazen soğuk algınlığına ek olarak gelişebilecek bakteri enfeksiyonları nedeniyle antibiyotik önerebilir. Ancak bu tip bir tedavi mutlaka gerek olduğunda ve doktor tarafından başlanmalıdır. Hem kendi sağlığımız hem de gelecek nesillerin sağlığı için reçetesiz antibiyotik kullanmamalı, maddi ve işgücü kaybına yol açan gripten korunmak için önlemimizi almalıyız.

Koku ve Tad Alma Bozuklukları

Koku ve tat alma bozukluklarının sıklığı nedir ?

Amerika Birleşik Devletlerinde 260 milyon kadar insan yaşamaktadır ve bir araştırmaya göre 2 milyondan fazla kişide bu bozukluk mevcuttur. ABD de her yıl yaklaşık ikiyüz bin kişi bu sebepten doktora başvurmaktadır.

Koku ve tat alma bozuklukları ciddi midir ?

koku alma-5Koku alma ve tat duyusu şükretmemiz gereken bizi erken uyaran önemli hislerdir ve yanlış koku ve tat bizi yangına , zehirli gazlara ve bozulmuş yiyeceklere karşı uyarır. Koku alma bozukluğu bir sinüs probleminde, burundaki doku büyümelerinde olabileceği gibi nadir durumlarda beyin tümörlerinden de kaynaklanabilir. Aşçılar, itfaiyeciler gibi bazı meslek grupları için koku ve tat almak mesleki bir gerçektir ve bu hislerin kaybı büyük ekonomik problemler yaratır.

Koku ve tat alma nasıl gerçekleşir ?

Koku ve tat alma duyguları kimyasal his sistemimize aittir. Etrafımızdaki maddelerden kaynaklanan bazı kimyasal maddelerin burun, ağız ve boğazımızı uyarması ile bu karışık işlemler başlar. Sinir uçları uyarılarak bu mesajlar beyine iletilir ve beyinde ayırt edilir.

Koku sinir uçları burunun tavanında yer alırlar ve çok ince bir kemik içersinde doğrudan beyindeki koku bölgesini uyarırlar.

Yiyecek ve içecekler tükürük ile karışarak ağzı, dil ve boğazda buluna koku sinir uçlarını uyarırlar. Aynı şeklin uyarıyı beyindeki belirli bölgelere ulaştırırlar.

Koku ve tat alma hücreleri yaşlandıkları veya hasara uğradıkları vakit yenilenebilmesi açısından incelenmektedir.

Üçüncü bir kimyasal his sistemi de mevcuttur. Buna ’genel his sistemi’ adı verilir. Gözlerin, burunun ve ağzın özellikle nemli bölgelerinde buluna binlerce his siniri ‘amonyağın sızısını, metolün serinliğini ve kırmızı biberin sıcaklığını’ algılar.

Tatlı , ekşi, acı ve tuzlu olmak üzere genelde dört temel tat ayırt edebiliriz. Bu tatların belli oranda karışımları ve genel his sisteminin birleşimi ile bir çeşni oluşur. İşte bu özel çeşni onları tanımamıza imkan sağlar.

Birçok madde esas olarak kokularından tanınırlar. Çikolata yerken burnunuzu kapatırsanız, yediğiniz maddenin tatlı veya acı olduğunu hissedebilirsiniz ama çikolata olduğunu anlamakta zorlanırsınız. Bu durum çikolatanın tanıdık lezzetinin çoğunlukla koku ile algılandığındandır. Aynı şekilde kahvede böyledir. Dikkat ederseniz, yemeğin lezzetini tam olarak almak isteyen kişiler (aşçı, lezzet uzmanı gibi ) her yutkunuşta sonra burunlarından nefes verirler.

Neler tat ve koku alma bozukluklarına yol açarlar ?

Baskın sorun 60 yaşından sonra doğal koku alma yeteneğinin azalmasıdır. Bilim adamları koku alma yeteneğinin 30 ile 60 yaşları arasında en iyi olduğunu bulmuşlardır. Bu durum 60 yaşından sonra azalmaya başlar ve daha yaşlı birçok kimse koku alma yeteneklerini kaydetmişlerdir. Fakat, genelde her yaştaki kadınlar, erkeklere göre koku almada daha duyarlıdırlar.

Bazı kişiler koku ve tat alma bozukluğu ile doğabilirler ama birçok kimsede bu durum kaza veya hastalık sonrası oluşur.

Üst solunum yolu iltihapları çoğu kere suçlanmıştır aynı zamanda kafa kırıklarında da koku alma bozukluğu ortaya çıkabilir.

Koku ve tat alma bozuklukları burun içerisindeki poliplerden, hormonal bozukluklardan ve diş problemlerinden kaynaklanabilir. Böcek ilacı veya bazı diğer ilaçlara uzun süre maruz kalanlarda da oluşabilir.

Sigara dumanı insanların karşılaştığı en sık ve en yoğun hava kirliliği ajanıdır. Kokuların ayırt edilmesi ve tat alma duygusunun azalmasına sebep olur. Sigarayı bırakmak koku almayı arttırır fakat bu olay çok yavaş ortaya çıkar.

Örneğin günde iki paket sigara içen kişinin tekrar eskisi gibi koku alabilmesi için sigara içtiği dönem kadar sigarayı bırakması gerekir.

Baş ve boyun bölgesine kanser nedeniyle ışın tedavisi uygulanan birçok kimse koku ve tat alma bozukluğundan şikayetçi olur.

Nefes borusu ve ses telleri çıkartılan kimselere, koku ve tat alma duyularının azaldığından şikayet ederler. Bu kişilere burunlarından nefes almalarını sağlanacak tüpler uygulanırsa yeniden tat ve koku almaya başlarlar (bu durum koku ve tat almada burundan hava geçmesinin ne kadar önemli olduğunu gösterir ).

Koku ve tat alma bozuklukları nasıl teşhis edilir ?

Kişilere tanımaları amacıyla değişik yoğunlukta koku ve tatlar aldırlır. Kişinin ayırt edebildiği en düşük yoğunluk bulunur. Ayrıca değişik yoğunluktaki koku ve tatlar denenir, bunları ayırt edip edemediği veya yoğunlukları arttırıldığında fark edip edemediği araştırılır.

Koku ve tat alma bozuklukları tedavi edilebilir mi ?

Bazen kullanılan bir ilaç koku ve tat alma bozukluğunun tek sebebidir ve ilaç kesilince veya değiştirilince durum düzelir.

Bazı ilaçlar koku alma bozukluklarına yol açarken, özellikle alerji ilaçları koku ve tat almayı geliştirebilirler.

Özellikle şiddetli nezle, grip olan veya alerjisi artan kişiler sadece bu durumlarının düzelmesi ile koku ve tat alma hassasiyetlerini tekrar kazanırlar. Birçok vak’ada burun tıkanıklığı yapan poliplerin temizlenmesi ile koku tat almada düzelme görülür, nadiren de koku ve tat alıcıları kendi kendilerine kaydoldukları gibi, kendi kendilerine düzelebilirler.

Radyofrekans Hakkında

Radyofrekans Nedir ?

konka rfRadyo Frekans Yöntemi 1990 lı yıllardan bu yana kulak burun boğaz, kardiyoloji, plastik cerrahi, nöroşirurji, onkoloji hekimleri tarafından kullanılmaktadır.

Radyo dalgaları özel elektrotlar aracılığıyla belli frekanslarda uygulanacak bölgenin mukozası altına verilerek burada kontrollü, lokal bir ısı artışı ve dokuda bulunan proteinlerin denatürasyonu sağlanarak doku hacmi küçültülür.

Radyofrekans enerjisi ile dokuda oluşturulan ısı, mukoza altında yer alan salgı hücrelerini de sayıca azaltarak istenmeyen aşırı burun akıntısını tedavi eder. Radyofrekansın en önemli avantajı kontrollü bir yöntem olduğu için, etkisini doku içinde gösterip, doku yüzeyine zarar vermemesidir.

Burn eti küçültülmesinde radyofrekans son derece güvenli ve başarılı bir şekilde kulanılmaktadır.

Hastanede Yatış Gerekiyor Mu ?

Radyofrekans uygulanması kolay ve hasta açısından oldukça konforlu bir yöntemdir.. Hastanede yatmayı gerektirmez. Çoğunlukla sınırlı uyuşturma yeterlidir, genel anesteziye gerek yoktur.

Radyofrekans İşlemi Ne Kadar Sürer ?

Özel elektrotlar yardımıyla radyofrekans enerjisi doku içine verilir. İşlem yaklaşık 10-15 dakika sürer.

Bu İşlemi Yaptırdıktan Sonra Nelere Dikkat Etmem Gerekiyor ?

Burna yapılan uygulamalardan sonra normal yaşantıya ve işe hemen dönülebilir. Yemede, içmede, günlük aktivitelerde herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir. Genellikle antibiyotik kullanmaya gerek yoktur. Ancak damak ve küçük dil ve dil kökü uygulamalarından sonra birkaç gün ağrı olabilir. Asitli, katı ve sıcak yiyecek, içeceklerden sakınılmalıdır.

Radyofrekans Uygulandıktan Sonra Ne Zaman Kontrol Gerekir ?

Radyofrekans uygulandıktan sonra 5–7 gün sonra hastalar kontrole çağırılır. Burun içinde oluşan yapışkan salgı ve kabuklanma gerekiyorsa temizlenir. 1 ay sonra yeniden kontrol gerekebilir. Asıl rahatlama 3–4 hafta sonra olacaktır.

Radyofrekans Uygulandıktan Sonraki Dönemde Şikayetlerim Ne Zaman Sona Erecek ?

Burun etlerine yani alt konkalara radyo frekans uygulandığında ilk günden itibaren oluşan şişlik yani ödeme nedeniyle burun tıkanıklığında artış meydana gelir. 3–4 hafta içinde dokudaki küçülmeye bağlı olarak tıkanıklık gittikçe azalır ve nefes alma rahatlar.

Yumuşak damak ve bademcik bölgelerine radyofrekans uygulandıktan sonra ilk günlerde ağrı,şişlik hissi, takılma, hafif yutma zorluğu olur. Olduğundan 3–4 seans radyofrekans uygulamak gerekebilir.

Radyofrekans Tekrar Gerekir Mi?

Bazı hastalarda alınan sonuç yeterli olmazsa radyofrekans uygulaması tekrarlanabilir.

Burun tıkanıklığı için genellikle 1–2 seans radyfrekans yeterli olmaktadır.

Saman Nezlesi, Yaz Nezlesi ve Alerjik Burun Rahatsızlığı

Saman nezlesi nedir ?

Bu terim aslında yanlıştır. Birincisi, saman, alerjik bir şey değildir, dolayısıyla alerji meydana getirmez. Burun tıkanıklığına, kaşıntılı ve akıntılı buruna, burun ve boğazda fazla miktarda koyu akıntıya sebep olur fakat bu alerjik şikayetlere kendisi değil, havadan gelerek üzerine konan alerjik maddeler yol açar.

Yaz nezlesi de, bilinen virüslerin yol açtığı nezle gibi değildir. Havada bulunan alerjik maddelerin yol açtığı bir rahatsızlıktır. Saman nezlesi ve yaz nezlesi , aslında tıp dilinde ‘alerjik rinit’ olarak bilinen hastalıklardır.

Alerjiye ne sebep olur ?

saman-nezlesi-507x338Bitki veya hayvanlardan gelen , insanlara yabancı alerjik maddeler , göz, burun, boğaz gibi yerlerden insan vücuduna girerler ve burada onların içeri girmesini engelleyici reaksiyonla karşılaşırlar. Normal şartlarda, bu yardımcı, doğal bir korunmadır. Mamafih, bazı kişiler, bazı maddelere karşı, normalden fazla reaksiyon gösterirler. Bu tür insanlara ‘alerjik bünyeli’ insanlar, bu tür maddelere de ‘alerjen’ denir. Alerjinin soyaçekim gösteren bir eğilimi vardır.

Vücudunun savunma sistemi, yabancı maddelere karşı savaşan maddelere üretir. Bunlar, alerjenlerle karşı karşıya geldiğinde, vücutta istenmeyen etkiler oluşturan maddeler salınır. ’Histamin’ bunların içinde en bilinenidir ve burunu döşeyen dokuda şişme, kaşınma, irritasyon, aşırı salgıya sebep olur.

Hangi alerjenler burunda alerji yaratırlar ?

Hava ile taşınabilecek kadar hafif ve belirli boyutta olan, burun dokusunda depolanabilecek bitki veya hayvan protein parçaları, alerji oluştururlar. Sık görülenleri, çiçek polenleri, mantar sporları, hayvan epitel döküntüleri ve ev tozudur. Gözle görülemeyen bu mikroskopik yapılar, gerekenden büyük veya küçük olursa, vücuda girerek alerjik reaksiyon oluşturamazlar.

Hangi polenler problem yaratır ?

Türkiye’ de yapılmış bir araştırmada şu sonuçlar elde edilmiştir.

Ocak , Şubat, Mart aylarında, fındık, ardıç, mazı, selvi, kavak, dişbudak kızılağaç, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü sık görülen alerjenlerdir.

Nisan , Mayıs, Haziran aylarında, fındık, ardıç, mazı, selvi, dut, dişbudak, meşe, zeytin, çam, atkestanesi, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü, ısırgangiller, buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç, havuç, baldıran otu, kereviz, dere otu, sinir otu, kuzu kulağı, çayır otu sık görülen alerjenlerdir.

Temmuz , Ağustos, Eylül aylarında, ıhlamur, akasya, çam, kocayemiş, süpergelik, ormangülü, papatyagiller, ısırgangiller , buğday , arpa ,mısır, yulaf, çavdar, pirinç, havuç, baldıran otu, kereviz, dere otu, sinir otu, kuzu kulağı sık görülen alerjenlerdir.

Ekim, Kasım aylarında ardıç ,mazı, selvi, sedir, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü, papat-yagiller, sık görülen alerjenlerdir.

Mantarlar ?

Bunlar, bildiğimiz mayalama yapan mantarlardır. Ölü yapraklar, çimen, saman, diğer tahıl sapları, tohum ve toprak üzerinde de ürerler. Donmadıkları için mantarlar nerdeyse bütün yıl alerji yapabilirler. Sadece kışın karla kaplı olduklarından etkin olamazlar.

Kapalı ortamlarda mantarlar , ev bitkilerinin ve topraklarının üzerinde ürerler. Ayrıca, bodrum, merdiven altı gibi loş ve nemli yerlerde , uğratılmış alkollü içeceklerde de bulunabilirler.

Bütün yıl süren saman nezlesi ?

Hayvan alerjenleri (kedi, köpek, atve diğer evcil hayvanların yünleri, deriler) kozmetikler, mantarlar, yiyecekler ve ev tozu gibi bütün yıl süren alerjenler, bu duruma sebep olur. Ev tozu, birçok maddenin karışımıdır. Bunlar selüloz (ev mobilyalarından dökülür) mantarlar, ev hayvanlarından dökülen alerjenler, böcek alerjenleri ‘mite’ adı ile bilinen küçük yaratıklardır. Kışın artan alerjinin sebebi, kalorifer ve sobaların sıcaklık etkisiyle artan ev tozudur.

Alerjiler önemli olabilir mi? Alerjik bünyesi olanların, soğuk algınlığına , nezleye, sinüs ve kulak enfeksiyonlarına karşı dirençleri azalmıştır. Ayrıca bu enfeksiyonlar esnasında daha fazla rahatsız olurlar, daha da önemlisi astım geliştirebilirler.

Ne yapabiliriz ?

İdeal olan, alerjen maddelerden uzaklaşmaktır. Mesela, sahilde, sadece denizden gelen meltemi soluyabileceğiniz çok kuru bir havanın bulunduğu yere gidebilirisiniz. Maalesef bu tür öneriler pratik olmaktan uzaktır, kendinizi şu tedbirlerle korumaya çalışabiliriz.

- Ev temizlerken veya otlarla uğraşırken maske takınız..
- Havalandırmanız varsa, hava filtrelerini ayda bir değiştiriniz veya hava temizleyicisi alınız.
- Ağır polen mevsiminde , kapı ve pencerelerinizi mümkün olduğunca kapalı tutunuz.
- Ev bitkileri büyütmeyiniz ve alerjik olduğunuz hayvan beslemeyiniz
- Yün battaniyenizi, kuş tüyü yastığınızı, yün elbiselerinizi, alerjen olmayan sentetik maddelerle değiştiriniz.
- Yorganınızı ve yaylı yatağınızı, sentetik örtülerle kaplayınız.
- Hekiminizin önerdiği ilaçları düzenli bir şekilde kullanınız.
- Yatarken, baş tarafınız daha yüksekte yatınız.
- Genel sağlınıza özen gösteriniz:
- Her gün egzersiz yapınız.
- Sigara ve diğer dumanlı içecekleri bırakınız.
- Karbonhidratı düşük, dengeli besleniniz.
- Vitaminli yiyeceklerle ( özellikle vitamin-C ) besleniniz.
- Hekiminize düzenli olarak görününüz.
- Kışın, evler, ısınmanın etkisiyle oldukça kuru olduğunu için, kaliteli bir nemlendiriciler almayı düşününüz, fakat bu nemlendiriciler üzerinde mantar üreyebileceğine de dikkat ediniz.

Hekiminiz sizin için ne yapabilir.

Kulak, burun, boğaz hekiminiz, sizi tam olarak muayene edecektir. Burun ve sinüslerinizin detaylı muayenesi, alerjiye eşlik eden enfeksiyon, alerjik şikayetleri arttıran ve tedaviyi zorlaştıran burun eğriliği, polip gibi hastalıklar olup olmadığını tespit edecektir.

Alerji tedavisi için değişik ilaç grupları mevcuttur. Hekiminiz, bunlardan hangisinin sizin için daha uygun olduğuna karar verecektir. Tedavi, aynı zamanda uygun çevre kontrolünü de içerir. Uygun hikaye ve muayene sonucu hangi maddelere karşı alerji olduğunu tespit için testlerin yapılıp yapılmaması gerektiğine karar verecektir.

Hava yolu ile geçen alerjenlerin iki tedavisi vardır. Birincisi, bunlardan uzak durmak; mümkün olmuyorsa uygun aşı tedavisi yapmaktır. Aşı tedavisinde prensip, kişiye, alerjik olduğu maddeyi çok düşük dozlarda vererek, tolerans oluşturmaya dayanır. Kan veya cilt testleri ile yapılan alerji testleri vardır. Modern testlerle, neye alerjiniz olduğu bulunduğu gibi ne kadar hassasiyetle alerjik olduğunuz tespit edilebilmektedir.

Uygun alerji aşıları yapılmaya başlandıktan birkaç hafta sonra etkileri görülebilir. Fakat daha kalıcı bir etki sağlamak için üç ile beş yıl arasında uygulanmalıdır. Alerji aşıları bir miktar düzelme sağlasa bile, ilaçlara da ihtiyaç devam eder.

Özellikle fazla miktarda alerjene maruz kalındığında veya bir komplikasyon geliştiğinde ihtiyaç belirginleşir. Bu süreç içersinde hekiminiz sizi kontrolü altında tutacaktır.

Septoplasti

Deviated Septum-3Septum burun içini ikiye ayıran, kıkırdak ve kemikten meydana gelmiş duvara  (orta bölme) verilen tıbbı isimdir. Bu yapı , çoğu insanda tam olarak düz olmamasına rağmen, bir rahatsızlık vermeyebilir. Fazla eğri olduğu kişilerde veya burunun özellikle dar bölgelerinde az da olsa eğri yapısıyla tıkanıklığa yol açabilir . Bu eğrilik, çoğunlukla daha önce geçirilmiş, bir darbe ile ilgilidir. Kişiler, bunu bazen hatırlamazlar. Kaza sonucu burun kanaması olan her kişide, kıkırdak ve kemik yapının eğriliği oluşabilir.

Doğum sırasında her on çocuktan birinin, ciddi şekilde burun travmasına maruz kaldığı bulunmuştur.’Deviye septum’ denilen bu durum solunum zorluğuna , yüzde basınç ve ağrı hissine , burun akıntısına , tekrarlayan sinüs iltihaplarına yol açabilir. Bu durum düzeltmek için yapılan operasyona ‘septoplasti’ denir ve ciltte bir kesi olmadan tamamen burun içersinden gerçekleştirilir. Operasyonun amacı, eğri olan kısımların düzeltilmesidir.

Dışarıda cilt kesisi , fazla bir şişme ve rahatsızlık hissi olmamasına rağmen, bir burun operasyonu geçirecekseniz. Bundan dolayı,gerekli önlemleri almanız gerekecektir.

Septum Deviasyonu

septum deviyasyonu-5Septum burun boşluğunu iki eşit parçaya ayıran bölmedir. Ön tarafı kıkırdak arka tarafı kemikten meydana gelmiştir. Septumun eğri olmasına septum deviasyonu adı verilir. Burun çatısının en önemli desteği olmasının yanı sıra burun hava akımının düzenlenmesinde de çok önemli bir role sahiptir. Septum deviasyonu KBB pratiğinde en sık karşılaşılan patolojik durumlardan bir tanesidir. Son yıllarda endoskopların gelişmesiyle burun içinin ve dolayısıyla septum hastalıklarının da daha iyi tanınmasına olanak vermiştir.

Deviasyon kemikte, kıkırdakta ya da her ikisinde birlikte olabilir. En önemli septum deviasyonu nedeni burun bölgesine gelen darbelerdir. Doğum sırasında ya da burnun gelişiminin hızlandığı küçük yaşlarda alınan darbeler, deviasyona zemin hazırlar. Doğum sırasında doğum kanalında burnun baskı altında kalması ya da forseps travmasına maruz kalması deviasyona neden olabilir. Erişkin yaşta meydana gelen travmalar burun içinde olduğu kadar dışında da kırıklar meydana getirir. Travma dışında genetik ve çevresel faktörlerde septum deviasyonu oluşumunda etkili olmaktadır. Özellikle burnun arka tarafındaki kemik yapıya ait deviasyonların genetik faktörlere bağlı olduğunu gösteren çalışmalar vardır.

Septum deviasyonunda hastanın en belirgin şikayeti burun tıkanıklığıdır. Eğrilik genellikle tek taraflıdır. Eğri olan kısım burun yan duvarı ile, burun etleri ile temastaysa bu temasa bağlı baş ağrıları görülebilir. Normalde nemli olan burun içi örtüsü (mukoza) deviasyon nedeniyle düzensiz hava akımına bağlı olarak kuruyabilir, kabuklanabilir ve kanayabilir. Sinüslerin burna açılan pencereleri deviasyon nedeniyle tıkanabilir ve bu nedenle sinüzit gelişebilir. Deviasyon olmayan burun tarafında burun içi eti genişleyebilir ve geniz akıntısına neden olabilir. Deviasyon olmadığı halde o tarafta da burun tıkanıklığı başlayabilir.

Burun tıkanıklığı olan insanlarda boğaz enfeksiyonları daha sık görülmektedir. Bunun nedeni özellikle geceleri ağız açık uyumadan kaynaklanmaktadır. Tanı muayene ile konulur. Tedavide deviasyonun yeri ve genişliği önemlidir. Ameliyat lokal ya da genel anestezi altında yapılabilir. Normal şartlarda burun gelişimini 18 yaş civarında tamamladığından bu yaştan sonra yapılması uygun olur. Ameliyat sonrası yüzde şişlik ve morarma olmaz.

Sinüzit

Sinüzit, Türkiye’de her yıl 15 milyona yakın insanı etkileyen bir sağlık sorunu. Aynı zamanda halk arasında sağlık problemlerinde ilk sıralarda sayılan şeker hastalığı ve kalp yetmezliğinden daha fazla hayat kalitesini bozan bir hastalık. Sadece fiziksel ve fonksiyonel açıdan değil, psikolojik olarak da kişiyi etkiliyor.

sinüzitYapılan bir araştırma, hastalığın Amerika’da her yıl 8 milyar doların üzerinde ilaç maliyetine yol açtığını ortaya koyuyor. Bu durum Türkiye’de de çok farklı değil…

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr.Yusuf CAN, kendinize uygulayabileceğiniz bir testle sinüzit olup olmadığınızı tespit edebileceğinizi belirtiyor.

Sinüzit Nedir ?

Sinüzit; sinüs mukozasının iltihabıdır. Bu hastalık, sinüslerin burun içi ile irtibatını sağlayan sinüs ağızlarının tıkanması sonucu, sinüslerin havalanmasını bozarak, bakteri ve virüslerin yerleşmesine uygun bir ortam oluşturması neticesinde ortaya çıkar.

Kendi Kendinize Sinüzit Testi Uygulayın

Aşağıdaki soruların üç veya daha fazlasına evet diyorsanız sinüzit olma ihtimaliniz yüksek ve böyle bir durumda kulak burun boğaz uzmanına gidilmesi tavsiye edilir.

- Yüzünüzde basınç hissi, dolgunluk veya ağırlık hissi var mı ?
- Burnunuz tıkalı mı ?
- Koyu, sarı-yeşil burun akıntınız var mı ?
- Geniz akıntınız var mı ?
- Koku duyunuzda azalma var mı ?
- Baş ağrınız var mı ?
- Nefes darlığı hissi ve öksürük var mı ?

Sinüzit Tipleri Nelerdir ?

Akut ve kronik sinüzit olmak üzere başlıca iki ana gurupta incelenirler.

Akut sinüzit her insan senede bir kaç kez geçirebilir. Soğuğa maruz kalma alerji, çevresel kirlilik, vücut direncinin düşmesi gibi kolaylaştırıcı faktörlerin etkisi ile başlar. Burunda basınç hissi, burun tıkanıklığı ve ateş ile kendini gösterir. Tedavi geciktikçe ilave bulgular kendini gösterir. Bu şikayetler 3 ay veya daha fazla sürerse kronik sinüzit adını alır.

Burun ve göz çevresindeki kemiklerin içinde bulunan boşluklara “sinüs”; bu boşlukların içini döşeyen mukozanın iltihaplanmasına “sinüzit” denir.

İnsanlarda 10-20 civarında büyüklü-küçüklü sinüs bulunur. Her sinüsün tek tek veya gruplar halinde buruna açılan drenaj kanalları vardır. Bu kanallardan geçen burun mukozası sinüs içini çepeçevre örter. Normal şartlarda, bu mukoza, aynen tükürük veya gözyaşı gibi berrak bir salgı üreterek bu kanallardan burun içine akıtır ve solunum yolunun nemli olmasını sağlar.

Hangi durumlarda sinüzit meydana geliyor ? Sinüzit nasıl oluşur ?

Akut sinüzit, tipik olarak “viral üst solunum yolları enfeksiyonu” da denen bir “nezle”yi takiben ortaya çıkar. Burun ve sinüs mukozasındaki (özellikle drenaj kanalındaki) şişlik, sinüsten buruna salgı akışını bloke ederek, sinüs içinde göllenmesine ve sekonder bakteri enfeksiyonuna (sinüzite) yol açar.

Ayrıca, burun polipleri, büyük geniz etleri, konka hipertrofileri ve septal deviasyon gibi burun anatomik bozuklukları, alerji ve bazı kalıtsal mukoza hastalıkları da mekanik ve fonksiyonel drenaj bozukluğu yaparak sinüzite yol açabilirler.

Sinüzit belirtileri nelerdir ?

Akut sinüzit, tipik olarak uzayan bir üst solunum yolu enfeksiyonudur. Bir haftadan fazla devam eden nezlelerin büyük çoğunluğu sinüzittir.

Sinüzit belirtileri, erişkinlerde burun tıkanıklığı, sarı-yeşil burun ve geniz akıntısı, yüz-diş-göz ağrısı ve öksürüktür.

Çocuklarda ise huzursuzluk, inatçı öksürük ve geniz akıntısına bağlı öğürme ve kusma olabilir. Tüm yaş gruplarında, kısmen daha az rastlanan belirtiler, ateş, kırıklık, yorgunluk, ağız kokusu, koku alma duyusunda azalma, boğaz ağrısı, bazen ses kısıklığıdır. Sinüzit seyri sırasında ortaya çıkan alın ve gözde ağrılı şişlikler, çift görme ve genel durum bozukluğu, sinüzit komplikasyonu olabilir.

Sinüzit olan hastalara uygulanan tedavi yöntemleri nelerdir ? Sinüzit nasıl tedavi edilir ?sinüzit-tedavi-350x337

Sinüzit tedavisinde hedef, drenajı bozulan sinüste üreyen bakterinin öldürülmesi, drenajın sağlanarak sinüsün temizlenmesidir.

Akut sinüzitlerde, bakteriyi öldürmek için antibiyotik, drenajın sağlanması için ise burun damlaları, ağızdan kullanılan burun açıcı bazı ilaçlar ve burun temizliği yeterli olabilmektedir.

Kronik ve tekrarlayan sinüzitlerde ise burun içindeki anatomik ve fonksiyonel bozukluklara yönelmek gerekmektedir.

Bu da genellikle bir ameliyat olmaktadır. Ameliyat kararından önce mutlaka bir sinüs tomografisi çektirilerek sinüzite yol açan patoloji ve patolojiler doğru tespit edilmelidir.

Ameliyat çözüm müdür ?

Ameliyat sonrasında sinüzitin tekrarlama ihtimali var mıdır ? Ameliyatın riskleri nelerdir ?

Her sinüzit ameliyat edilmez. Akut sinüzitlerin büyük çoğunluğu ilaç tedavisine iyi cevap verir. Modern sinüs cerrahisinde sinüs ameliyat edilmez. Sinüsün drenajını bozan patoloji ameliyat edilir. Tekrarlayan burun poliplerinde, ameliyat sonrası yeniden polip oluşursa, sinüzit de oluşabilir.

Sinüziti olan hastaların dikkat etmesi gereken konular nelerdir ?

Sinüziti olan hastaların nezle, grip gibi viral hastalıklardan korunması gerekir. Bu tip etkenlerden korunmak zor olduğundan grip aşısı denenebilir. Alerjik riniti (saman nezlesi) olanlarda allerji kontrol altında olmalıdır. Bilinenin aksine ıslak saçla sokağa çıkma sonrası oluşan başağrısı, sinüzitten çok, baş derisinin üşümesi sonucu oluşan nevralji veya kas gerilim ağrısıdır. Ancak, üst solunum yollarının enfeksiyonu sırasında üşütmek sinüzit oluşumunu kolaylaştırır. Tekrarlayan sinüziti olan hastaların havuza girmeleri sakıncalıdır.

Sinüzitler / Akut ve Kronik

Sinüsler kafatasının ön bölümündeki boşluklar sistemidir. Sinüslerin yüz kemiklerine hafiflik verdiği ve netice olarak başta dengeyi sağladığı savunulur. Sinüslerin çıkış kanalları genellikle çok dardır. Bunlara ostium adı da verilir.

Nezle ya da grip gibi durumlarda ostiumları çevreleyen mukoza şişer ve çıkış kanalları tıkanır. Sinüslerin içine hava giremez, sinüs içindeki sıvılar dışarıya atılamaz. Sinüsler içinde kalan bu sıvılar bakteriyel bir enfeksiyon meydana getirirler. İşte bu hava dolu boşlukların içini örten mukoza tabakasının iltihaplanmasına sinüzit denir.

Lokalizasyonuna göre maksiler, etmoidal, frontal ya da sfenoidal sinüzitlerden bahsedilir.

Sinüzitleri Akut ve Kronik olarak ikiye ayırmak gerekir.

Akut Sinüzit

Mevsim değişikliği, alerjik reaksiyonlar, vücut direncinin düşmesi, banyo yapıp hemen sokağa çıkma nedeniyle özellkle kış aylarında grip ya da nezle oluruz.

Organizma bu durumu atlatamayabilir ve enfeksiyon sinüslere yayılır. İlk olarak ortaya çıkan ve tekrarlamayan bu duruma “Akut sinüzit” denir.

Bulgular Nelerdir ?

- Göz çevresinde ödem ve yanak hizasında basmakla artan ağrı akut sinüzitin en tipik bulgusudur.

- Alın hizasında, göz çevresinde ve burnun iki yanında baş öne eğildiğinde şiddetlenen ağrı sık görülür. Krizler halinde seyreden bu ağrı gündüzleri tüm sosyal ve fiziksel aktivitemizi imkansız hale getirir. Geceleri uykusuzluğa götürebilecek şiddette olabilir.

- Burun tıkanıklığı, ltihaplı burun akıntısı, nadiren burun kanaması ve koku almada azalma diğer bulgulardır.sinüzit-263x192

- Zamanında tedavi edilmeyen vakalarda yüksek ateş görülür.

Nasıl Teşhis Edilir ?

- Hemen her zaman gripal bir enfeksiyon sonrası ortaya çıkan akut sinüzitin teşhisi kolaydır. Aslında hiçbir ek tetkike gerek duyulmaz

- Ancak hangi sinüsün tutulduğunu ve bu sinüzitin tek taraflı mı, çift taraflı mı olduğunu anlamak için normal sinüs grafileri istenir.

AKUT Sinüzitin Tedavisi

Öncelikle geniş spektrumlu antibiyotik ve bir antienflamatur verilir. Buğu yapmanın faydası vardır. Sinüslerin drenajını sağlamak mukoza ödemini çözücü ilaçlar ve burun damlaları verilir.

Sinüs fonksiyonu denilen sinüs muhtevasının aspire edime işlemi sadece yüksek ateş dayanılmaz baş ağrısı ile seyreden vakalarda uygulanır. Bu operasyon lokal ya da genel anestezi altında yapılır. İhmal edilmiş ya da gerektiği gibi tedavi edilmemiş “Akut sinüzitler” kolayca tekrarlayabilir. Yani kronikleşebilir.

Kronik Sinüzit

Kronik sinüzitler, KBB uzmanlarını oldukça sıkıntıya soktuğu gibi hastaları da fazlasıyla rahatsız eder. Hatta umutsuzluğa iter.

Sinüslerin normal çalışmasını sağlayan ostiumların ve hücrelerin tıkanıklığı nedeniyle meydana gelir. Bu durumlarda, sinüslerin içinde, uzun süreli, sık tekrarlayan bir havalanma ve boşalma (temizleme) sorunu vardır.

Kronik Sinüzit Bulguları Nelerdir ?

Hastalarda rastlanan en önemli bulgu; geceleri şiddeti artan burun tıkanıklığıdır. Bu yüzden hastalar hemen her muayenede burun mukozası için çok zararlı ve alışkanlık meydana getiren burun damlalarını uzun süredir kullandıklarını söylerler.

Göz çevresinde ve alın hizasında kuvvetli olmayan sinsi baş ağrısı vardır.

Geniz akıntısı da denen postnazal akıntı boğazda yanma, ağrı, gıcık hissi, ses kısıklığı ve öksürüğe neden olur. Bu enfeksiyonun aşağıya doğru yayıldığını gösterir.

Kronik Sinüzitlerde Teşhis Ve Tedavi

Klasik radyolojik tetkikler önemini kaybetmiştir. Günümüzde sinüs hastalıkları ile ilgili en güvenilir bilgiler bilgisayarlı sinüs tomografisi ile elde edilmektedir. Teşhise yardımcı olan ve uygulanırken hastaya acı vermeyen bir yöntemdir.

Teşhis edilen her kronik sinüzitle önce medikal (ilaç) tedavi denenmelidir.

Sinüs mukozası kemik üzerinden beslenir. Kemik kanlanması diğer yumuşak dokulara oranla daha zordur. Bu nedenle uzun süreli (10-15 gün) antibiyotik tedavisi uygulanır.

Buğu yapmanın,sinüslerdeki sıvıyı sulandıracak ve daha rahat atmasını sağlayacak ilaçların faydası vardır.

Böyle kombine bir tedaviden sonra hasta tekrar kontrol edilir. Hastanın şikayetleri geçmemişse, burada endoskopik yöntemler ortaya çıkar.

İlk yapılacak, doktorlar için çok değerli ve çok önemli olan ”DİAGNOSTİK” yani teşhis amaçlı endoskopidir. Böylece sinüzitin devam ettiğini ve bu duruma yol açabilecek anatomik değişiklikleri ortaya koyarlar.

Burun kemiği eğriliği ve burun etlerindeki büyüme sinüzit nedenlerinin başında gelir.

Alerjik reaksiyonlar ve diş enfeksiyonları mutlaka tedavi edilmelidir.

Düne kadar sinüs fizyolojisinin tam bilinmemesi ve sinüs anatomisinin tanınmamasından dolayı uzun yıllar boyunca kronik sinüzit tedavisinde çok başarılı olunamamıştır.

Halk arasında kesin tedavisi olmadığı söylenen kronik sinüzit artık “TEDAVİSİ İMKANSIZ DEĞİLDİR”.

Sinüs kanallarındaki ve burun boşluklarındaki daralma ve tıkanıklıklar günümüzde “ENDOSKOPİK YÖNTEMLE” ortadan kaldırılarak fizyolojiye uygun sinüs havalanması ve direnajı sağlanıyor, dolayısıyla kronik sinüzitin tedavisinde büyük başarı elde ediliyor.

Sağlam hiçbir dokuya zarar vermeden, sadece hastalığa neden olan lezyonlar çıkartılıp, hücreler temizlendiğinde FESS (Fonksiyonal Endoskopis Sinüs Cerrahisi) ile artık kronik sinüzit vakalarının %90′ına yakın tedavi edilebiliyor.

Eski yöntemler fizyolojik olmamalarından dolayı bütün önemini yitirmiştir.

Komplikasyonlar

Tedavi edilmeyen vakalar periorbital (göz çevresi) komplikasyonlar denilen bir risk taşır. Bu durum gözlerin şişmesine, tamamen kapanmasına ve görme bozukluklarına yol açabilir. Sinüslerin beyne yakın organlar olması nedeniyle beyin iltihaplarına kadar gidebilecek riskleri vardır. Bu tür ciddi sorunlarla karşılaşmamak için kronik sinüzitlerin mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

İyi nefes almayı ve mukus akışını engelleyen yapısal burun bozuklukları sinüzit tehlikesi doğurabilir.

Sinüzit , sinüslerin enfeksiyonu veya enflamasyonu şeklinde kendini gösterir.Bir akut sinüzit vakası, soğuk algınlığı veya alerjik bir atak sonucunda burun örtüsünün şişmesi sonucunda fazla miktarda mukus salgılamasıyla ortaya çıkar.

Zarlar o kadar çok şişebilir ki sinüslerin küçük açıklıkları kapanır. Hava ve mukus burunla sinüsler arasında rahat hareket edemezse mukus sinüsler içinde birikir ve basıncın artmasına neden olur. Bu hangi sinüsün etkilediğine bağlı olarak yüzde veya alında üzerine basmakla oluşan, gözler arasında veya gerisinde yanaklarda ve üst dişlerde ağrıya neden olur. Sinüzit olgularının büyük çoğunluğu tıbbı tedaviye cevap verir ve tehlikeli değildir. Bununla birlikte sinüs içindeki bir enfeksiyon hem göze hem de beyine çok yakındır. Enfeksiyonun göze veya beyine yayılması çok nadirdir.

Bununla birlikte enfeksiyonlu sinüslerden akan mukus akciğerler için sağlıklı değildir. Sinüzit, bronşit, kronik öksürük ve astımı ya azdırır ya da bunların ortaya çıkmasına neden olur ,

Soğuk algınlığı sırasında, burun örtüsü şişer ve burun aktığı zamanda veya burun sümükle dolu olduğunda yüzde yanaklarda, alında yada göz çevresinde ortaya çıkan baş ağrısı muhtemelen sinüzit ağrısıdır. , “Sinüs enfeksiyonu buna neden olur. Bir başka tür sinüs baş ağrısı ise uçak inmek üzere alçaldığı zaman ortaya çıkar. Bu özellikler soğuk algınlığınız veya aktif alerjiniz varsa belirgin olur. Maalesef, sinüs başağrısıyla karıştırılabilecek bir çok neden vardır.

Örnek olarak migren ve diğer damar kaynaklı başağrıları veya gerginlik başağrısı hem alında ve göz çevresinde ağrı oluşturması hem de burun akıntısına da neden olabilmesinden dolayı sinüzit ile karıştırılabilirler. Ancak bu tip başağrıları doktor müdahalesi olmadan kısa sürede gelip geçer. Doktor müdahalesi olmadan uzun süren ve ancak antibiyotik tedavisiyle düzelebilen sinüzitten farklıdırlar. Bununla birlikte arada sırada gelen bulantı ve kusma neden olan başağrısı daha ziyade migren baş ağrısıdır. Ağır, sık ve uzun baş ağrılarının tanısı için mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Sinüs problemleri ile başta alerjisi olanlar olmak üzere birçok kişinin karşılaşabilir,”İyi nefes almayı ve mukus akışını engelleyecek yapısal burun bozuklukları olanlar, özellikle kırık bir burun veya burun delikleri arasında burnu sağ ve sol olmak üzere ikiye bölen kıkırdak bir yapısı bulunanlar sinüzit tehlikesi ile karşı karşıyadır. Ayrıca okul öğretmenleri ve sağlık personeli gibi sık sık enfeksiyona maruz kalanlar ile sigara içenler de sinüzit tehlikesi yaşayanlardır

Tasarım: Ebru Yatkın Ajans